Fıkıh

Ramazan Hilali ve İmsak Vaktinin Tespiti ile İlgili Bir Çalışma

RAMAZAN HİLALİ VE İMSAK VAKTİNİN TESBİTİ İLE İLGİLİ, BİR ÇALIŞMA

Allah (c.c) Kelamı olan Kur’an-ı Kerim de mealen şöyle buyurmaktadır:

“Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak bir gayeyle yarattık, ama (insanların)çoğu bilmezler.” (Duhan 44/38-39)

Ayetin zahirinden anlaşılan mana üzere yaratılan her şeyin bir yaratılış gayesi vardır. İşte yaratılan gök cisimlerinin de bir yaratılış amacı vardır. Allah (c.c) buyuruyor ki:

“O sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükun (dinlenme), güneş ve ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir. (Enam 6/96)

Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, her şeyi yeterince açıkladık. (İsra 17/12)

“Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ….” (Tevbe 9/36)

Bu ayetin zahir manasından anlaşılacağı üzere Allah (c.c) insanoğluna Ayların sayısını Rasulleri aracılığıyla öğretmiştir. Allah (c.c)’ın takdiri zamanın düzenlenmesinde 12 ay olarak ifade edilmiştir. Zaten insanların kabullerine baktığımızda bile her ırk ayların sayısını 12 olarak ifade etmektedir. Aşırılığa giden ve Allah’ın getirdiğini bozan kavimler hariç… Arablar da bu ayların yerlerini yaratılmış olduğu mevkiinden dışarı çıkarmışlardı. Allah onların bu yaptığının yanlışlığını bizlere bildirmiştir. O’nun Rasulu (s.a.s)’de veda Hacc’ın da şunları söylemektedir:

“…Bize Hammâd ibn Zeyd, Eyyûb es-Sahtıyânî'den; o da Muhammed ibn Sîrîn'deıı; o da Abdurrahmân ibn Ebî Bekre(ra)'den tahdîs etti ki, Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur. "İşte zaman (yânî yıl) hakîkaten Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü hey 'eti gibi bîr devre girmiştir. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır ki, üçü birbiri ardınca olan zu'l-ka'de, zu'1-hicce ve muharrem, biri de Mudar'ın ayı olan cumada ile şa'bân arasındaki receb ayıdır"(Buhari (9/4400)K.Tefsir bab: 143 Hdsno:182)

Allah (c.c) başka bir kelamında şöyle buyurmaktadır:

“Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır. (Yunus 10/5)

Güneş ve ayın yılların sayısını ve hesabını bilmek için iki alamet yani işaret olarak belirleyen Allah (c.c)’dır. İki alameti de yaratmakla birlikte ayların hesaplanmasını Kamerin (yani=Ay’ın) dünya etrafındaki dönüşlerine göre belirlenmesini istemiştir. Bu konuda Kur’an’ı Kerim’de şunlar beyan edilmektedir:

“Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: "O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir.”(Bakara 2/189)

Bu ayetin zahir manası da Ay’ın ilk evresi olan hilal şekli yeni girilen ayın başlangıcını ifade etmekte ve insanlar için bir ölçü olarak Allah (c.c) tarafından konulmaktadır. Kur’an’da aylar ile ilgili hükümlerin tamamı bu ayetlerden ibarettir. Allah (cc) Rasulune kendi sözlerini insanlara aktarmak ve beyan etmek için görevlendirmiştir. Bu yetki ile Rasulullah (s.a.s) ayın kaç gün çektiğini ve Ramazan ve Hacc aylarına girişin nasıl olacağını şöyle beyan etmiştir:

“Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbrahim b. Sa'd, İbni Şihâb'dan, o da Saîd b. El - Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre (ra)’dan naklen haber verdi. Ebû Hüreyre şöyle demiş: Resulullah (s.a.s):

«Hilâl'i gördünüz mü oruç tutun, onu gördünüz mü bayram yapın. Eğer hava bulutlu olursa otuz gün oruç tutun.» buyurdular.(Muslim (6/20) K. Siyam Bab: 2 Hdsno: 17)

İşte bu hadis Ramazan hilali’nin gözlenmesinin farziyetini ifade eder. Yalnız Farzı gerektiren şeylerde farzdır kabilinden kişilerin Şaban ayının hilalinin başta takib edilmesi de farzdır. Bu konuda Rasulullah (s.a.s) şunları söylemektedir:

“ Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Rasul-i Ekrem (s.a.s) şöyle buyurdu “Ramazan için Şaban’ın hilal (günlerini) sayın! (Tirmizi(2/13) K. Savm bab: 4 Hdsno:682)

İmam Buhari de Şaban ayının sonunda hilal gözetlemekle ilgili olarak şu hadisi kayd etmiştir:

“.......Abdullah ibn Ömer (r.a)'den (o, şöyle demiştir): Rasulullah (s.a.s): "Bir ay, yirmi dokuz gecedir. Hilâli görmedikçe oruç tutmayınız. Eğer hilâl size karşı bulutla örtülürse, şa'ban’ın sayısını otuz güne doldurup tamamlayın" buyurdu.”(Buhari (4/1778) K.Savm Bab:11 Hdsno: 17)

Hadisin ifadesinden de anlaşılacağı üzere Müslümanlar Şaban ayının girişini ve çıkışını gözlemleyeceklerdir; ki Ramazan ayını tesbit noktasında hataya düşmesinler.

Rasulullah (s.a.s) ayların sayısını da beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

“.......Enes ibn Mâlik (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s) kadınlarının yanına girmemeye yemîn etti. Rasûlullah'ın bir ayağı yerinden ayrılmıştı (yânî çıkmıştı). Rasûlullah yirmi dokuz gece yüksekçe bir yerde ikaamet etti. Sonra aşağıya indi. Sahâbîler:

“ Yâ Rasûlallah! Sen bir ay (eve girmemeye) yemîn etmiştin? dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah:

"Ay, yirmi dokuz gün olur" buyurdu.(Buhari (4/1780-1) K.Savm Bab: 11 Hdsno:21)

Bu hadisten anlaşılan Kameri ayların gün sayısı asıl olarak 29 gündür. Yalnız yirmi dokuzuncu gün gözlenen hilal görülmez ise ne yapılır. Bu konuda Rasulullah (s.a.s) şunu buyurmuştur:

“.......Abdullah ibn Ömer (ra)'den (o, şöyle demiştir): Rasulullah (s.a.s): "Bir ay, yirmi dokuz gecedir. Hilâli görmedikçe oruç tutmayınız. Eğer hilâl size karşı bulutla örtülürse, şa'ban’ın sayısını otuz güne doldurup tamamlayın" buyurdu.”(Buhari (4/1778) K. Savm Bab:11 Hdsno: 17)

Rasulullah (s.a.s)’ın beyan ettiği üzere eğer hilal görülmez ise ay 30’a tamamlanır.30. günden sonra diğer ayın birinci günü başlamış olur. Yani Hicri Takvime göre ay 29 gündür, ama hilalin bir bulut vb. şeylerden görülmemesi üzerine 30’a tamamlanır.

Tabii Rasulullah (s.a.s) bize hilali gözlemenin nasıl yapılacağını da haber vermektedir.

“.......Abdullah ibn Ömer şöyle demiştir: Peygamber (sas) şöyle buyurdu: "Biz Arab kavmi, ümmî bir topluluğuz. Yazı yazmaz ve (yıldız) hesabı yapmayız. Ay, bazen şöyledir, bazen böyledir". Râvî dedi ki: Peygamber bununla, bir defa ay yirmi dokuz, bir defa da otuzdur demek istiyor.(Buhari (4/1782)K. Savm Bab:13 Hdsno: 23)

Bu hadisin şerhi sadedinde Ahmed Davudoğlu şunları kaydetmektedir:

“Buradaki hesaptan murâd: Yıldızların hareketini hesâb etmektir. Araplar bu hususta pek az şeyler biliyorlardı. Onun için de Resûlullah (s.a.s) ümmetinden güçlüğü kaldırmak için hükmü gözle görmeye talik etmiştir.

«Hava bulutlanırsa gün sayısını otuz olarak tamamlayın.» buyurması: Hükmün asla hesaba taallûk etmediğini gösterir. Çünkü hesaba taallûk etse:

«Hava bulutlu olursa ne yapmak lâzım geldiğini hesap bilenlere sorun...» derdi.

İbni Battal ve başkalarının beyânına göre bu cümleden murâd: «Biz öyle bir milletiz ki: Orucumuzun ve sâir ibâdetlerimizin vakitlerin tarif için bize hesap ve yazı bilmeyi gerektiren şeyle teklif edilmemiştir. Bizim ibâdetlerimiz açık bir takım alâmetlere raptedilmiştir. Onları bilme hususunda hesap âlimleri ile başkaları müsavidir.» demektir. Sonra Resûlullah (s.a.s) elleriyle işaret ederek bu mânâyı tamamlamış, iki elinin parmaklarıyla herkesin anlayacağı bir şekilde ay'ın bazen otuz, bazen de yirmi dokuz güç çektiğini göstermiştir. Şu hâlde bir kimse tâyin etmeksizin bir ay oruç adasa yirmi dokuz gün tutmakla iktifa edebilir. Çünkü bir ay: en az yirmi dokuz gün çeker. Nitekim namaz kılmayı nezreden bir kimseye iki rek'at namaz kâfi gelir. Zîrâ namaz ismi en azından bu miktara verilir. “(Muslim Terceme ve Şerhi (6/26-7) Ahmed Davudoğlu Sönmez Neşriyat.)

İmam Muhammed eş-Şeybani (rh.a) “Muvatta”sında “Rasulullah (s.a.s) Ramazan’ı zikrederek dedi ki: “Hilali görünceye kadar oruç tutmayın ve hilali görünceye kadar iftar (yani bayram) etmeyin. Eğer size (onu görmeye) bulut (engel olursa) onu (30)takdir edin” hadisinin ardına şunları söylemektedir:

“Bizde bunu alıyoruz bu Ebu Hanife (rh.a) sözüdür.”(Muvatta-i İmam Malik rivayeti Muhammed b el-Hasan eş-Şeybani (2/167) Şerh Alleme Abdulhayy’i-l-Leknevi Talik ve Tahkik: Takiyuddin en-Nedvi 5.Bsm 2011/1432 Daru’l-Kalem Dimeşk)

Hanifi Mezhebinin Muteber eserlerinden biri olan “el-Hidaye” de konu ile ilgili olarak şunlar ifade edilmektedir:

Hilâli Görmenin Hükmü

(Şaban ayının yirmi dokuzuncu akşamı hilâli aramak gerekir. Eğer hilâl görülürse oruç tutulur. Hava kapalı olup hilâlin görülmesine imkân bulunmazsa o zaman Şaban ayı otuz gün olarak tamamIanır ve ondan sonra oruca başlanır.) Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm): «Hilâli gördüğünüzde oruca başlayın. Hilâli gördüğünüzde orucu bırakın. Şayet hava kapalı olup hilâli göremezseniz. Şaban ayını otuz gün olarak tamamlayın.” Buyurmuştur. Hem de Hilal görülmediği zaman asıl, ay’ın daha bitmemiş olmasıdır. Bunun için bir delil bulunmadıkça ayın bittiğine hükmedilmez. Delil de ancak hilal’in görülmesidir.” (İmam Merğinani el-Hidaye (1/256) çev: Ahmed Meylani Hayrettin Kahraman Neşriyat 1990 İst)

Osmanlı Alimlerinden olan el-Hacc Mehmed Zihni efendi (rh.a) “Nimet-i İslam” adlı eserinde bu konuda çok güzel meselelere değindikten sonra şunları ifade etmektedir:

“Bu babta, yani ne orucun tutulmasında ve ne de iftarın icabında rasat ehlinin hesap ve kavillerine bakılmaz.”(el-Hacc Mehmed Zihni Efendi Nimeti İslam (sf/458) Salah Bilici Kitabevi 1990 İst.)

Şehid İskilipli Muhammed Atıf Efendi (rh.a) Multeka şerhinde hilalin görülmesiyle Ramazana girileceğini söyleyen hadisleri zikretmiştir.(bknz. İslam Fıkhı(2/21) Hazırlayanlar: Abdullah Sivridağ & Mümtaz Habib Güven Nehir y. 1994 İst.)

Elmalılı Hamdi Yazır (rh.a)’de tefsirinde bu konuya değinmiştir. Onu en son olarak zikredelim. Ondan önce Ömer Nasuhi Bilmen’in sözlerine kulak verelim:

70- Ramazan orucuna başlanması veya bayram yapılması için astronomi ilmini bilen adalet sahibi vakit uzmanlarının sözlerine baş vurulup vurulamayacağı hususunda fıkıh alimleri arasında iki görüş vardır. Sahih kabul edilen çoğunluğun görüşü, bu konuda onların sözü kabul edilmez. Öyle ki, bir vakit uzmanının yaptığı hesab ile kendisinin işlem yapması bile caiz değildir. Gerçekten fennî hesablar kesin ise de, bu hesabları yapanların hata yapmayacakları kesin değildir. Bundan dolayı takvimler arasında daima ayrılık görülmektedir. Bununla beraber, her yerde böyle ince hesablar yapılabilecek insanlar bulunamayacağından bunların sözlerine başvurmak gereği, özellikle sahra gibi yerlerde ve dağınık bir halde yaşayan müslümanlar için zorluğu gerektirir. Halbuki şeriat bu hususta kolaylık göstermiştir. Bir hadîs-i şerîfde buyurulmuştur:"Hilâli gördükten sonra oruç tutunuz ve hilâli gördükten sonra iftar ediniz (bayram yapınız). Size hava kapalı olunca da, Şaban ayını otuza tamamlayınız." Anlaşılıyor ki, şeriaat orucu, hiç bir zaman değişmeyecek temelli ve basit olan, herkes tarafından anlaşılıp kabul edilecek olan bir delile bağlanmıştır ki, o da hilâlin görülmesidir.Gerçekten müneccimlerin sözleri hesab kurallarına dayanır. Fakat aralarında çok kere ayrılık bulunmakta, sözleri kararlı bulunmamaktadır. Bir de hesaba nazaran kamerî aylar, mutlaka otuz veya yirmi dokuz gün olmayıp az çok kesirli bulunmaktadır. Şeriat ise, orucun ya tam otuz veya tam yirmi dokuz gün tutulmasını emretmiştir. Azınlık olanlara ait diğer bir görüşe göre, bu konuda vakit uzmanlarının ve müneccimlerin sözlerine başvurulabilir. Bunların sözlerine güvenmekte bir sakınca yoktur. Fıkıh alimlerinden Muhammed ibni Mukatil, onların kendi aralarında fikir birliği yaptıkları sözlerine güvenir ve onlardan sorardı. Ancak bu konuda onlardan bir topluluğun fikir birliği yapılmış olması lâzımdır. Kadı Abdülcebbar da; "Müneccimlerin sözlerine güvenmekte bir sakınca yoktur" demiştir. Memleketimizde bir müddetten beri, bu görüşe uygun olarak kamerî aylar Rasathane tarafından bir belge halinde tayin edilmektedir. (Malikî ve Hanbelî fıkıh alimlerine göre müneccimlerin sözlerine güvenilmez. Bunun için onların sözleri ile herkes için oruca başlamak gerekmez. Yalnız Malikîlerce, güvenilir bir görüşe göre, müneccimler kendi hesabları ile işlem yaparak oruç tutabilirler. Müneccimlerden işitip doğru olduğuna kuvvetle inanan kimse de, onun hesabına dayanarak oruca başlayabilir. Şafiîlerce de müneccimin sözü, kendi hakkında ve kendisini doğrulayan kimse hakkında geçerli ise de, tercih edilen görüşe göre, bütün insanlar için geçerli değildir. Buna göre, müneccimin sözü üzerine herkesin oruca başlaması vacib olmaz. Şafiîlerden yalnız İmam Sübkî'nin bu konuda bir eseri vardır. Bu şahıs, hesabın kesin olduğunu göz önüne alarak müneccimlerin sözlerine güvenileceğine inanmıştır. Fakat diğer Şafiî olan alimler tarafından bunun sözü kabul edilmemiştir.(Ömer Nasuhi Bilmen Büyük İslam İlmihali (sf/288-9) Sadeleştire A.Fikri Yavuz. Merve y. 1994 İst)

Ömer Nasuhi Bilmenin vermiş olduğu bilgiler de görülen bir şeyin aydınlatılması gereklidir. O da Şafii mezhebinden ve Mutezile mezhebinden bazılarının hesap ile Ramazan hilalinin belirleneceğine dair görüşleridir. Gerçi Konunun başında Ulemanın çoğunluğunun bunu kabul etmediği ifade etmişlerdir. Ama sorulması gereken şer şudur. Bu konuda alimlerin ictihad etmeye yetkileri var mıdır?

Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır şunları söylemektedir:

“Bu meselede ilmin sebepleri için ictihada cevaz (izin) var mıdır? Şühûd, (şahid olmak), hazar (mukîm, seferde olmamak) ile veya aklın huzuru demek olan kesin bilgi ile tefsir edildiği takdirde, araştırmadan sonra bu konuda başkaca bir nass (dinî delil) yoksa ilim sebepleri hakkında ictihada cevaz olması lazım gelir. Bunun için bazıları başka nass yok zannıyla gök bilimi hesaplarıyla da amel olunabileceğini söylemişlerdir. Fakat selef âlimlerinin çoğunluğuna göre başka nass mevcut olduğundan bu mesele ictihat konusu değildir. Çünkü bu âyet, bu tefsire göre herhangi bir şey söylememiş ise de bu konuda kitab ve sünnetten müteaddit nasslar vardır.

Önce Kitab'dan "Ey Muhammed! Sana hilâlleri soruyorlar. De ki o insanlar için vakitlerdir." (Bakara, 2/189) âyeti gelecektir. Bu bize kesinlikle gösterir ki, şer'an vakti tayin eden delil, hilaldir. Hilal ise göreceğimiz üzere görünenin adıdır. Bundan başka hilâlin nasıl bilineceğini hadis-i şerifler göstermiştir.

1- "Ay yirmi dokuzdur. Görmedikçe tutmayın ve görmedikçe yemeyin. Eğer üzeriniz bulutlanırsa miktarını hesab ediniz." Acaba bu miktarı hesap ne demektir? Bunu da şu hadisler göstermiştir:

2- "Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın. Üzeriniz bulutlanırsa otuz günü ölçü yapınız."

3- "Hilâl görüldüğü için tutunuz ve görüldüğü için bozunuz. Eğer sizinle hilalin manzarası arasına bir bulut veya pus girerse otuzu sayınız."

4- "Ramazan'ı göründüğü için tutunuz. Eğer aranıza bir bulut veya sis girerse, Şaban ayının sayısını otuza tamamlayınız. Ramazan'ı, Şaban'dan bir gün oruç tutmakla karşılamayınız."

5- "Yani ay kâh otuz ve kâh yirmi dokuz olur. Görürseniz tutunuz, görürseniz bozunuz. Eğer bulutlu olursa otuzu sayınız."

İşte bunlar ve benzeri sahih hadisler, "Ey Muhammed! Sana hilalleri soruyorlar. De ki: Onlar vakitlerdir..." (Bakara, 2/189) âyetine uygun olarak "Sizden her kim o aya şahit olursa onda oruç tutsun." âyetindeki aya şahit olmanın geçerli şer'î sebeplerini beyan etmişlerdir. Bundan dolayı bu meselede içtihada yer yoktur. Bu husus gösteriyor ki, şer'an bir hilalden itibaren ayın en yüksek ölçüsü otuz gündür. Otuzun tamam olduğu bilinince başkaca hiçbir delile ihtiyaç yoktur. Fakat ay bazan yirmi dokuz da olur. O zaman delile ihtiyaç vardır. Bu delil, hilalin görülmesidir. Yani delil getirerek bilmek değil, görerek bilmektir. Görerek bilmek mümkün olan yerlerde ehlinden buna dayanan şahitliğin de genel olarak geçerli bir delil olduğunda şüphe yoktur. Nassların araştırılmasına göre, görmeyi duymakla amel etmek, görmeye dayanan bilgi ile ameldir.

(……………)

Gök bilimi hesaplarına gelince:

1- Bu hesap üzerine ay genel olarak ne yirmi dokuz, ne de otuzdur. İki kavuşum veya iki hilâl arasındaki gök bilimi ayı, yirmi dokuzla otuz arasında daima kesirlidir. Ortalaması ise yirmi dokuz buçuk gün eder. Halbuki oruç, sabit olması için gün ölçüsüne bağlıdır. Şu halde gök bilimi hesabı, esas ölçüden hariçtir.

2- Gökbilimi hesabı ile hilâli bilmek, görmeye dayanan bir ilim değil, delil göstermeye dayanan bir ilimdir. Bu bakımdan delil gösterme yerlerinde geçerli olsa da, görme mevkiinde olamaz.

3- Bu delile dayanan ilim, fen ehli olan ileri gelenlere mahsustur. Bu esas alındığı takdirde halk taklide zorlanmış, oruç farzlarını eda için ibadetinde mutlaka ileri gelenlerin aracı olmasına mecbur kılınmış ve görerek bilme zevkinden mahrum edilmiş olur.

Böyle olmaması için hilâl hesabını anlayacak kadar gök bilimi tahsilinin de müslümanların hepsine farz-ı ayın kılınması lazım gelir ki, bu da umumi olan İslâm dininin kolaylık esasına aykırı bir teklif olur.

4- Ay ve güneşin bir araya gelmesi, gizli ve izafi işlerdendir. Bunun açık delili, ayın görülmesidir. Şer'an gizli işlerde bir şeyin delili, o şeyin yerine konulacağından, görmeye itibarın zaruri olması lazım gelir. Halbuki hesap esas alındığı takdirde ölçünün, hilalin görülmesine değil, kavuşumun meydana gelip, bitmesine bağlı olması lazım gelir. Bu bakımdan hesap açısından hilalin görülmesine itibar etmenin ne fen açısından, ne de din açısından bir mânâsı olmaz. Bu gibi hikmetlere dayanarak, gökbilimi hesabına itibar hakkında bir nass varid olmamıştır.

Bu da fennin mutlak kıymetsizliğinden değil, belki oruç konusu nokta-i nazarından genel olamayacağı içindir. Gök bilimi tahsili, herkese farz kılınacak ilk derecedeki tahsillerden olamayacağı için buna karşılık senenin bazı mukaddes günlerinde müslümanlara hilâli aramayı öğretecek rasathaneler yaparak herkesin bu zevkleri tatması için teşviklerde bulunmak, elbette daha güzeldir.

Görülüyor ki muteber olan haber, görmeye dayanan bilgiyi nakil demek olan ve zahiren tekzib edilemeyecek bulunan adil kimsenin şahitliğidir. Yoksa hiç kimse şüphe etmez ki, para için din ve vicdanını satıp, yalan yere şahitlik edebilecek birkaç fasıkın ihbarına itimat etmektense hesapla amel etmek daha evladır.

Peygamberimiz, Şaban'ın son günü orucu ile Ramazan karşılamayı da yasakladığı için, Şaban olduğu bilinen bir günde yalan bir haber ile oruç tutmak veya Ramazan olan bir günde yalan bir haber ile bayram yapmak da günah olacağından bu konuda ihtiyat lazımdır. Bundan dolayı büyük bir çoğunluğun şahitliği bulunmadığı zaman dinlenecek şahitler hakkında gök bilimi hesabını, halin zahiri gibi muteber tutmak, zamanımızın durumuna uygun olacaktır. Müslümanlar, her halde hilâli arama farîzasını unutmamalıdırlar.

Özetle orucun vücubunun sebebi, hilâli görmektir. Daha doğrusu ayın bir bölümünü görmektir. Yirmi dokuzda hilali görmekle, bu olmadığı takdirde otuza tamamlamakla hazar halinde Ramazan ayına girmiş olan her mükellef mümine bu ayda oruç tutmak farzdır.(Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur’an Dili (1/534-38) Sadeleştirenler: İsmail Karaçam &Emin Işık & Nusrettin Bolelli & Abdullah Yücel Azim y. Bsm ty.)

Elmalılı Hamdi Yazır’ın şu sözlerini tekrar hatırlatalım:

“İşte bunlar ve benzeri sahih hadisler, "Ey Muhammed! Sana hilalleri soruyorlar. De ki: Onlar vakitlerdir..." (Bakara, 2/189) âyetine uygun olarak "Sizden her kim o aya şahit olursa onda oruç tutsun." âyetindeki aya şahit olmanın geçerli şer'î sebeplerini beyan etmişlerdir. Bundan dolayı bu meselede içtihada yer yoktur…”

Hesaplama bu konuda ictihaddır. Görme fiilinin yerini alamaz. Bundan dolayı adil bir şahidin gördüğünü bildirdiği hilal haberiyle amel vaciptir. Ay hesabıyla amel edenlerden bir kesimde denizcilerdir. Onlar için ay’ın hareketleri çok önemlidir. Çünkü denizlerde ay’ın belli yörüngelere gelmesiyle denizlerde med-cezir (yani denizin kıyılardan çekilmesi ve kıyılardan çok ileriye taşması olayı) yaşanır. Eğer denizciler bu takvime göre hareket etmezler ise bazı limanlarda karaya otura bilirler. Amerikan Donanması da bu takvimi kullanmaktadır. Yalnız onların bir kabulü bizim gerçeklerimiz ve görünen gerçeklerle uyuşmamaktadır. Onlar ay’ın ilk Hilal şeklini bir ışık yanılgısı kabul edip hesaplarına dahil etmezler. Bundan dolayı onların hesaplarıyla Müslümanların gözlemleri ve ayların gün sayısı birbirini tutmaz. Ama maalesef içinde bulunduğumuz topraklara da onların ay takvimi hesaplarıyla amel edildiğinden Müslümanların gözlemleriyle onların hesapları birbirine uymamaktadır. Bizim ölçülerimize göre Ay gözle görülmüş ve Ramazana girilmişken onların hesabına göre bir gün sonra Ramazan olması gerekmektedir. Allah hilalleri aylara giriş alameti yapmışken, Rasulu “Hilali görünce oruç tutun demişken ve Rasulullah (s.a.s) ve ashabı bununla amel etmişken biz bu açık ölçüyü bırakıp Donanma hesaplarına mı tabii olacağız?!.. Bir de bu hesapların küsuratlı olduğunu düşünürsek iş daha da karışmaktadır. Bu yazıyı hazırladığımızda elimizde ayın durumunu gösteren saatlerin birinde ay’ın 16.3 günün de olduğumuzu gösterilmektedir. İşte gün böyle küsuratlı olmaktadır. Yani 16.gün 3 saattır. Ay dünya yörüngesinde dönmektedir. Peki bu üç saatın güne etkisi nedir? İşte bundan dolayı doğru birinin veya birilerinin gözlemleri daha bağlayıcı olacaktır. Topraklarımızda uzun bir sure Ramazana giriş ve çıkış Amerikan donanmasının hesablarına göre başlatılmıştır!!!....

Bizler oruçta ve Hacc aylarının belirlemesin de Hilallerle hareket ederiz. Çünkü Allah ve Rasulu böyle istemektedir. Onların belirlediği ölçünün dışında hareket etmek ibadetin ifsad=kabul olmaması demektir. Eski Diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez bile Hacc yaparken kendisi bayramı Cuma günü yaptı ama memlekettekilere mesajı “Siz Perşembe günü bayram yapa bilirsiniz oldu!” Yaptığı işle Memleketimizdeki Müslümanların kestikleri kurbanların kabul olmaması hükmü verdi. Çünkü bayram olmayan bir günde Müslümanlara Kurban kestirdi. Ya da memlekettekilerin bayramını doğru kabul edip kendisiyle beraber hac yapanların ve kendisinin haccının olmadığına hüküm verdi! Sizce hangisi?...Esas olan Hilal’e göre hareket etmektir.

İmsak vakti:

Allah (c.c) Orucun başlama vaktini şöyle beyan buyurmaktadır:

“… Fecir de beyaz iplik, siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin ve için…”(Bakara 2/187)

Bu ayet bizlere Fecr ile beraber orucun başladığını bildirmektedir. Burada Rasulullah (s.a.s) Fecri tarifine’de yer verelim.

“ İmam Taberi, Muhammed b. Abdurahman b. Sevban (r.a)’tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulu (s.a.s) şöyle buyurdu: “İki çeşit fecir vardır. Kurt kuyruğu gibi olan fecir herhangi bir şeyi haram kılmaz. Ufukta genişliğine yayılan fecre gelince, işte o, sabah namazını helal,(sahur) yemeğini haram kılar.”(İbni Kesir Tefsiri (2/58) Hdsno: 826 Polen y. & Beyhaki Sunenu’l-Kubra (3/82) K. Salat Bab:- Hdsno: 1787 Cabir b. Abdillah (ra)’dan)

İbni Kesir (rh.a) bu hadisi zikrettikten sonra şunları demektedir: “Bu, Mürsel ve ceyyid bir hadistir.”

İmam Beyhaki (rh.a) Cabir (r.a) gelen hadisi zikrettikten sonra şunları söylemektedir: “Hadis bu şekilde mevsul olarak nakledilmiştir. Mürsel olarak ta rivayet edilmiştir ve Mürsel olanı daha sahihtir.”

Ayet ve hadisten hareketle Fecr-i sadık dediğimiz şeyi bilmeliyiz ki orucumuz sahih olsun. Bu konuda yapılan yanlışlara Said Havva (rh.a) şöyle değinmektedir:

“İslam uleması, orucun, fecrin doğuşundan başlayıp güneş'in batışına kadar devam ettiği konusunda hem fikirdir. (İcma halindedir). Çünkü Yüce Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Fecirde beyaz iplik, siyah iplikten ayrılıncaya kadar yiyin için. Sonra orucunuzu geceye kadar devam ettirin." Buna rağmen kimileri ortaya çıkıp fecrin doğuşuna rağmen Güneş doğana kadar yenilebileceğini savunuyor. Halbuki böyle yapmakla ulemanın icmaına muhalefet ettikleri için hem kendi oruçlarını, hem de kendi görüşlerine uyan avam tabakasının oruçlarını ifsat edip sapıklık ve saptırıcılık hastalığına yakalanıyorlar. Bu tip insanlar dil dökmekle kendilerini kurtaracaklarını zannediyorlar. İşte bütün bunlar, düşünceye sahip olan insanların cehalet ve insanları Hak'tan uzaklaştıran bid'at kuyusuna düşmüş olduklarının göstergesidir. Düşünebiliyor musunuz? Güvenilir bir hadis ravisi kendisi gibi bir kaç raviye muhalefet yapması durumunda şaz (kural dışı) kabul ediliyor ve reddediliyor. Bir de, kitap ve sünnetin ahkamına muhalefet edenlerin durumunu göz önüne alalım. Ayrıca kitap ve sünnetten sonra üçüncü delil durumunda olan ulemanın icma'ına muhalefet edenlerin durumunu düşünelim. Bunların hali nice olur... Bu tür batıl fikirler olsa olsa Allah (c.c)'ın dinine bir kasıt ve üzerinde benzeri olmayan bir saldırı olabilir. Bilindiği gibi İslam, temel ibadetlerin vakitlerini büyük bir titizlikle belirlenmiştir. Vakit konusunda namaz, oruç ve haccın birbirlerinden ayrıcalıkları yoktur. İslam dini bu temel ibadetlerin vakitlerini her sınıf insanın rahatlıkla bile bilmesi için doğal kanunlara bağlamıştır. Çünkü bu vakitleri, gerek avamdan gerek havastan herkes bilebilirse bu ibadetleri dejenere, etmeye kafalarına göre değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Böyle bir işe kalkışan kimse de sonuçta rezil olur. Örneğin namaz ibadetinin vakti, fecrin doğuşuna Güneş'in ufuktan ayrılmasına her şeyin gölgesinin iki katına çıkmasına, Güneş'in batmasına ve gökteki kırmızılığın kaybolmasına bağlanırken, zekat ibadeti de bir kameri yılla vakitlendirilmiştir. Ramazan orucuna başlama vakti, Hilal'in görülmesi, bayram edilmesinin vakti de Şevval Hilal'inin görülmesi ile başlar. Yeni ay, bir önceki ayın 29. günü Güneş battıktan sonra Hilal'in görünmesiyle veya 30'a tamamlamakla başlar. Orucun günlük vakti; fecrin doğuşundan, Güneş'in batışına kadar olan zaman birimidir. Haccın vakti; Şevval, Zil'kade ve Zil'hicce aylarıdır. Bu aylar, Hilalle tespit edilir. Hac içerisinde Arafat'ta vakfe yapabilmek için de yine belli bir vakit vardır. Bunlardan anlıyoruz ki, bütün ibadetlerin vakitleri, doğal belirtilere bağlanmıştır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammed! Sana Hilal halini alan ayları soranlara de ki: "Onlar, İnsanlar ve hac için vakit tayin eden ölçülerdir." İslam'da ibadetlerin zamanları böyle muhkem kurallara bağlandığından, onları tahrif ve dejenere etmeye kimsenin gücü yetmez.”(Said Havva İbadet Ansiklopedisi (8/433-4) Ahmet Varol vdğ. Aksa y)

Said Havva (rh.a)’da belirttiği gibi ibadetlerin belirlenmesi doğal tabiat olaylarına bağlanmıştır. Dolayısıyla ibadetlerin başlama veya bitişini sağlayan bu işaretlerin nasıl olduğunu öğrenmek Müslümanlar üzerine farzdır. Ramazan ayının başlangıcı için hilal’in görülmesi olayı ayet ve sünnetle sabit olup üzerinde ictihad yapılamadığını gördük lakin namaz ve imsak vakitlerinin tesbitinde durum aynı mıdır? Burada durumun biraz faklı olduğunu söyleyebiliriz. Maliki Alimlerinden İmam Zurkani (ö.h.1122) İmam Malik (rh.a) Muvatta’sına yaptığı şerh’de İmam Nevevi (rh.a) şu sözleri nakletmektedir:

“ Nevevi dedi ki: Müneccimlerin hesabı üzerine bina etmek olmaz. Çünkü o hesap ve tahmindir. Ancak ona kıble bilinmediğinde(yönünü bulma da) ve(namazların) vakitlerinde itibar edilir.”(Şerhu Zurkani (2/207) 4. BSM. 2011/1432 Daru Kutubu’l-İlmiyye Beyrut Lubnan)

Ramazan hilalinin tesbiti konusunda kesinlikle hesaba itibar edilmeyeceğini söyleyen imam Nevevi (rh.a) kıblenin bulunması ve namaz vakitlerinin tesbiti konusunda hesablamaya baş vurulacağını açık bir şekilde ifade etmektedir. Onun bu fetvası bu gün bizim ibadetimizi kurtarmada açık bir rol oynamaktadır. Çünkü imsak’ın tesbiti günümüz ortamında oldukça zor bir hal almaktadır. Bu zorluğun sebebi şehirlerin aydınlatılmasında kullanılan ışıklardan kaynaklanmaktadır. Bu ışıkların güneşin doğuş tarafını aydınlatmalarından dolayı tam olarak fecri sadığı tespit etmek mümkün olmamaktadır. Bundan dolayı eğer çıplak gözle gözlem yapılıyorsa temkimli davranıp ortam karanlıkken yemenin içmenin kesilmesi gereklidir. Tabi bu temkin için yemenin kesildiği vakitte namaz kılmak mümkün değildir. Namazında güneşin doğmasına yakın bir zamana ertelenmesi gereklidir. Bu tercih edilecek yollardan birisidir. Diğeri ise İmam Nevevi (rh.a) fetvasıyla amel edip Müslümanların yaptığı bir imsakiye’ye uyarak imsak vaktinin belirlenip yeme içmenin orada yazılan vakitte kesilmesi ve ardından namaz kılınması mümkündür.

Said Havva (rh.a) Fecrin halini anlatan bir hadisin ardına şu açıklamaya yapmaktadır:

“Burada kast edilen fecr, doğal olan fecirdir. Yani tab’i şekli altına alan etkenlerden uzak olan fecirdir. Örneğin bu gün şehir merkezlerinde genellikle ışıklandırma sistemi olduğundan buralarda yaşayan insanlar fecri, sağlıklı bir biçimde seçemezler. Bu nedenle günümüzde insanlar imsak vaktini tesbit edebilmek için imsakiye ve takvime bakarlar. Çünkü imsakiye ve takvim, doğal fecre göre ayarlandığından bu vakit aynen belirler. İstatistikler de bunu göstermektedir.”(Said Havva İbadet Ansiklopedisi (8/447) çev: Ahmet Varol vdğ. Aksa y.)

Bu aktardıklarımızdan anlaşılan odur ki Müslüman bir devletin, Müslüman gök bilimcilerinin yapmış olduğu kıble bulmaya dair hesaplamalar ve namaz vakitlerinin tespitinde vaktin hesap ile belirlenmesinde uyulacak bir içtihattır. Bu konuda dikkat edilecek tek ölçü İslam devletinin belirlediği ölçüler veyahut ta İslam devleti yoksa akidesi doğru işin ehli bir Müslümanın hesaplamasıdır. Çünkü Bu fıkhi mesele Şafii mezhebinin bir konusudur bu konuda da İmam Şafii (rh.a) kıblenin tespitinde şunları söylemektedir:

“Doğru söylediğine emin olduğu müşrik kişinin delilliğine tabi olma hakkı yoktur. Çünkü müşrik, kıble meselesinde eminlik mertebesinde değildir.”(İmama Şafii el-Umm (2/278) çev: Musa Özdemir & Vahdettin ince Buruc y.)

İmam Şafii (rh.a)’ın belirttiği ölçü üzerine kıblenin tayini ve vakitlerin tayininde Müşrik yani Allah’a iman etmekle birlikte Allah’ın bir takım özelliklerini kendine, yöneticisine, devletine verenlerin söylemleri bağlamaz. Ama Allah’ın birliğine yaratıcılığına, Kanun koyucu olduğuna, O’nun Rasulunun getirdiklerine iman eden bir hesap uzmanının hesaplarına güvenilip amel edile bilinir. İmsak vaktinin ve namazların vaktinin hesaplanmasında Suud Ummu’l-Kurra Ünevirsetisinin hesaplamalarına bakıla bilinir.

En son olarak şunu belirtelim ki: Bazı bilgileri ve araştırmaları az, muslümanların Ramazan’da imsak vakti okunan ezanın caiz olmadığını gündeme getirlerinden dolayı işler biraz karışmıştır. Halbuki Rasulullah (s.a.s) zamanında Fecri kezib’de Bilal (r.a) ezan okur ve insanlar onun okumasıyla yeme, içmeye son vermezlerdi. Fecri Sadik girdiğinde ise Ummu Mektum (r.a) ezan okur ve insanlar onun ezanıyla yemeği ve içmeyi keserelerdi. Ramazan’da olan uygulama buydu. Ramazan’ın dışında ezan imsak vakti değil Rasulullah (s.a.s) namaza çıkmasına yakın bir zaman da okunurdu. Bu gün yapılan uygulamada budur.

Allah (c.c) Ramazan ay’ına hayırla ulaşıp tertemiz olarak ondan çıkıp bayram’a kavuşmamızı Allah (c.c) dilerim.

SEYFULİSLAM ÇAPANOĞLU

Tevessüm siteleri

Hepsi aynı çatı altında; istediğinize tek tıkla geçin.