Tefsir

Kınayıcının Kınamasından Korkmazlar Ayetini/Düsturunu Doğru Anlamak

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR

AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

İslam'ın koruyucu kurumlarının yok olduğu, müminlerin izzetini kaybettiği dönemlerde birçok alandan ifsad ve fitne baş gösterir. Bu ifsad ve fitneden canlı, cansız, mümin, kâfir bütün varlıklar etkilenir. Çünkü yetki, görevi iyiliği emretmek ve kötülüklerden men etmek olanlardan alınıp, ekini ve nesli ifsad edenlere verilirse bu sonuç kaçılmazdır. Şunun hakkını verelim; Dünya’da mevcut egemen güç Yahudilerdir. İş onların elindedir. Yahut onların elinde olanların elindedir. Yahudilerin karakteristik özelliklerini Kur’an uzun uzun işler. Onlardan biri de Maide suresi 13.ayette söz edilen; "Onlar kelimeleri (sözleri) yerinden alıp değiştirirler." vasfıdır. Onun içindir ki günümüzde birçok kavramın içi boşaltılmış tahrif edilmiştir. Muasır İslam alimleri ve davetçileri özellikle bu hususu tespit etmiştir. Bu alanda eserler Seyyid Kutup - Fî Zilâli’l-Kur’ân, Mevdudî - Kur'an'a Göre Dört Terim, Alaeddin Palevî - İstismar Edilen Kavramlar vb.

Başlıktan anlaşıldığı üzere benimde söz konusu etmek istediğim husus: Onlar kınayıcının kınamasından korkmazlar düsturunun yanlış anlaşılmış olmasıdır. Müminlerden çoğunluk grup bu ayeti yanlış anlamış. Toplum normları, örf ve adetleri, müslümanların bir konudaki maslahatını göz ardı edip bu ayetin arkasına sığınmışlardır. Bu durum ayetin nefis veya kişisel görüş ile tefsir edilmesi sonucudur ki Nebi s.a.v.’in bu konuda ciddi ikazları vardır.

▪ "Kim Kur'an'ı kendi reyi (bilgisi olmadan bencelerle) tefsir ederse ateşteki yerine hazırlansın." Tirmizî

▪ "Kim kendi görüşüne dayanarak, Kur'an'ı tefsir ederse isabet etse bile hata etmiş olur." Ebû Dâvûd, Tirmizî "Kim kendi görüşüne dayanarak, Kur'an'ı tefsir ederse isabet etse bile hata etmiş olur." Ebû Dâvûd, Tirmizî

O halde bu konunun muteber tefsirlerden incelenmesi ve şeriat-ı muhammed'iye içerisinde anlaşılması gerekir.

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

عُوذُُ
َ
أ بِاللُِ مِن ُ الشَّيْط انُِ الرَّجِيمُِ ,بِسْمُِ اللُِّٰ الرَّحْمٰن ُ الرَّح۪يمُِ
ي َٓا اَيُّه ا الَّذٖين ُ اٰم نُوا م نُْ ي رْت دَُّ مِنْكُمُْ ع نُْ دٖينِهُٖ ف س وْف ُ ت ُِِ
ْ
ي أ اللُُّٰ بِق وْم ُ يُحِبُّهُمُْ و يُحِبُّون هَُُٓ اَذِلَّة ُ
ع لَُ الْمُؤْمِنٖي ُ اَعِزَّة ُ ع لَُ الْكَافِرٖين ُؗ يُج اهِدُون ُ ف ُِٖ س بٖيلُِ اللُِّٰ و ل ُ ي خ افُون ُ لَُوْم ة ُ ُ
ئِم
ل َٓ ذٰلِك ُ ف ضْلُُ
اللُِّٰ يُؤْتٖيهُِ م نُْ ي ش َٓاءُ ُ و اللُُّٰ و اسِع ُ ع لٖيم ُ

Ey iman edenler içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah yerine kendisinin onları sevdiği, onlarında kendisini sevdiği müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise "güçlü ve onurlu" Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (Rahmetiyle) geniş olandır, bilendir."

Maide Suresi 54. Ayet Meali

İmam Su yûtî (rh.a.) meşhur Tefsiri Ed-Dürrü'l-Mensur Fi't Tefsir Bi'l-Me'sur adlı eserinde İmam Katade'den ayetin zekât vermeyenler ve onlara karşı cihad eden Ebubekir (r.a.) hakkında olduğunu naklettikten sonra şunları kaydeder;

İbn Cerir ve İbn Ebi Hatim'in bildirdiğine göre Dahha'k: "... Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki Allah onları sever, onlarda Allah'ı severler." buyruğunu açıklarken "Burada Ebu Bekir ve Ashabı kastedilmektedir. Arapların bazıları İslam'dan çıkınca Ebu Bekir ve Ashabı onlar tekrar İslam'a dönene kadar onlarla mücadele ettiler." dedi.

İbni Cerir'in bildirdiğine göre Hz. Ali: "Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurludurlar" buyruğunu açıklarken; “onlar dinlerinden olanlara karşı alçak gönüllü, dinlerinde kendilerinde muhalefet edenlere karşı ise sert ve güçlüdürler." dedi. İmam devamında Rasulullah s.a.v.’in şu hadisine yer verir;

Ebu Said El Hudri’den Rasulullah; “Bilmiş olunuz ki sizden biriniz insanlardan korkarak görmüş olduğunu veya şahit olmuş olduğu hak bir şeyi söylemekten çekinmesin. Zira hakkı söyleyip Yüce Allah'ı hatırlatmak ne eceli yaklaştırır ne de rızkı keser." buyurmuştur.

Hz. Ömer: "Eğer insanların işlerinden birinin sorumluluğunu üstüne alırsan bu konuda hiçbir kınayıcının kınamasını önemseme.” dedi.

Ubade Bin Sabit: “Biz Hz. Peygambere s.a.v.’in iyi günde kötü günde darlıkta ve bollukta, bir başkası yerimize tercih edilse bile verilen emirleri dinleyip yerine getireceğimize, işi ehline verip onlarla bu konuda çekişmeyeceğimize ve nerede olursak olalım hiçbir kimsenin kınamasından korkmadan hakkı ifa edeceğimize dair biat ettik.” dedi.

ED DÜRRÜ'L-MENSUR, İMAM SUYÛTÎ, Cilt 5, S.323-328, Ocak yay.

İmamdan alıntıları fazlaca almamızın sebebi başka yerlerde faydalı olacağı içindir. Yerinde okunmasını tavsiye ederim.

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

İmam Taberî Tefsirinde farklı görüşlere yer verir. Hz. Ebubekir ile zekât vermeyenlerin meselesini zikredip sonunda şunları kaydeder;

"Ebubekir'e Araplardan çeşitli heyetler geldiler. Ebubekir de onları rüsvay eden bir planla, köklerini kazıyacak savaş arasında serbest bıraktı. Onlar kendileri için daha kolay olduğundan rüsvay eden planı seçtiler. O da; kendilerinden öldürülenlerin cehennemde olduğunu, müminlerden ölenlerin cennetlik olduklarını kabul etmeleri, müslümanlardan aldıkları malları geri vermeleri, müslümanların onlardan aldığı malları ise müslümanlara helal olduğunu kabul etmeleri planı idi."1

Taberi Tefsiri, c.3 s.329, Hisar yay.

İmam Taberi görüşler arasında isabetli olanın "Mürted olanların yerine gelecek olan Ebu Musa el Eş'ari ve kavmi (Yemen halkı)dır." der.

İmam Ebul Ferec İbn Cevzi Zadü'l-Mesir Fi İlmi't-Tefsir adlı eserinde şunları kaydetmiştir; Zercac da: "Ezilletin"inin manası; müminlere karşı halim selimdir ancak pısırık değiller, Allah yolunda cihad edenler, kınayanın kınamasından korkmazlar. Çünkü münafıklar kâfirleri gözetirler, onlara arka çıkarlar. Onların kınamasından korkarlar. Aziz ve Celil olan Allah hakkında kınayanın kınamasından korkmayacağını bildirdi.”

Zadü'l-Mesir, c.2 s.83, Kahraman yay.

İmam Beğavi “... kimsenin kınamasından korkmazlar” kısmı için şöyle der;

Onlar Allah yolunda bir şey yaparken insanlar kınayacak diye çekinmezler. Zira münafıklar kâfirlerin tepkilerini gözler, onların kınamasından korkarlardır."

Beğavi Tefsiri Meâlimu't-Tenzîl, c.6 s.447, Polen yay.

İmam Kurtubi;

“Ayeti kerime kıyamet gününe kadar kötülüklerle cihad eden herkes hakkında umumi olduğu söylenmiştir.” der.

El Cemiul Ahkamul Kur'an, c.6 s.288, Buruç yay

İmam İbn Kesir;

Onları içinde bulundukları Allah'a itaat, düşmanlarıyla savaş, emri bil maruf nehyi ani'l münker halinde hiçbir engel geri çevirmez, hiçbir önleyici önleyemez. Hiçbir kınayıcının kınaması, hiçbir ayıplayıcının ayıplaması onlara etki etmez.

İmam bir sonraki sayfada şu hadisi nakleder; Hz. Peygamber; Hiçbir mümine kendini zelil hale düşürmesi yaraşmaz, buyurdu. Ya Resulullah kişi kendisini nasıl zelil yapar? diye sordular. Allah Rasulu; üzerine taşıyamayacağı hakları alır, buyurdu.

Hadislerle Kur'an'ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, c.3 s.596-598, polen yay.

1 Aslında konumuz dışı olmasaydı bu pasajın günümüz müşrikleri için incelenmesini işlerdim.

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

عُوذُُ
َ
أ بِاللُِ مِن ُ الشَّيْط انُِ الرَّجِيمُِ ,بِسْمُِ اللُِّٰ الرَّحْمٰن ُ الرَّح۪يمُِ
ُكَذٰلِك ُز يَّنَّاُلِكُلُِّاُمَّة ُ
ُع دْواًُبِغ ي ْ ُعِلْم و ل ُت سُبُّواُالَّذٖين ُي دْعُون ُمِنُْدُونُِاللُِّٰف ي سُبُّواُاللّٰ ُ ُ
مُْم رْجِعُهُمُْف يُن بِّئُهُمُْبِم اُكَانُواُي عْم لُون ُ ع م لَهُمُْثُمَُّاِلُٰٰر ب ِّهُِ

Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.

En’âm Suresi 108. Ayet Meali

Bu âyet, emr-i marufun, bir kötülüğü, bir münkeri irtikâb etmeye sebebiyet verdiği zaman, bazan kabîh (çirkin ve hoş olmayan) olacağına; nehy-i münkerin de, münkeri arttırmaya sebep olduğu zaman, onun da kabîh (çirkin) olacağına delâlet eder.

Razi Tefsiri, En'am Suresi 108. Ayet

İmam Fahrettin Er-Razi;

Alimler şöyle demişlerdir: Bu âyet, emr-i marufun, bir kötülüğü, bir münkeri irtikâb etmeye sebebiyet verdiği zaman, bazan kabîh (çirkin ve hoş olmayan) olacağına; nehy-i münkerin de, münkeri arttırmaya sebep olduğu zaman, onun da kabîh (çirkin) olacağına delâlet eder. Bu konuda zann-ı gâlib, ilim yerine geçer. Bu âyette, neticede faydalı olmayan bir şeyle meşgul olunmasın diye, dine davet eden kimseler için bir terbiye ve eğitim söz konusudur. Çünkü putları, faydalı ve zararları olmayan birer cansız varlıklar olarak vasfetmek, onların ulûhiyyetlerini tenkit etme hususunda, zaten yeterlidir. O halde, bunun yanında onlara sövmeye gerek yoktur.

Razi Tefsiri, En'am Suresi 108. Ayet

Bazen susulur...

Mehmed Ebussuud Efendi (Hoca Çelebi);

Bu âyet-i kerime işaret eder ki, bir emre uymak (taat), eğer daha ağır bir günah a yol açıyorsa, onun terki vâcib olur. Çünkü şerre sebebiyet veren bir şey de şer sayılır.

Ebu Suud Efendi Tefsiri

İmam Beydavi;

“Şüphesiz sizler ve Allah'tan başka taptığınız şeyler, cehennemin yakıtısınız. Sizler ona varacaksınız.”

"Şüphesiz sizler ve Allah'tan başka taptıklarınız” muhtemelen putları, İblis'i ve yardımcılarını içine alır, çünkü insanlar onlara itâat etmekle onlara tapmış hükmündedir. Zira aleyhis-salâtü ves - selâm Efendimiz bu âyeti müşriklere okuyunca,

İbn Zibe'ra ona:

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

Şimdi seni mağlup ettim, Kâ'be' nin Rabbine yemin ederim ki, Yahûdîler Uzeyr'e taptılar, Hıristiyanlar da Îsa'ya taptılar, Müleyh oğulları da meleklere taptılar, dedi.

Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem de:

Hayır, onlar kendilerine bunu emreden şeytana taptılar, dedi.

Beydavi

Ayetin nüzul sebebi;

"Gerçekten siz de, Allah'tan başka taptıklarınız da..." âyeti hakkında İbn Abbâs dedi ki: Bir âyet var ki, insanlar onun hakkında bana soru sormuyorlar. Onu bildiklerinden dolayı mı, yoksa bilmediklerinden dolayı mı ona dair soru sormuyorlar, bilmiyorum.

Ona: Bu hangisidir? diye sorulunca; O:

"Gerçekten siz de, Allah'tan başka taptıklarınız da cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz" âyeti nazil olunca bu Kureyş kâfirlerine ağır geldi ve:

Bu bizim ilâhlarımıza sövdü diyerek, İbnu'z-Zibâri'ye gidip durumu haber verdiler. O da: Ben orada olsaydım, ona cevap verirdim, dedi. Ne diyecektin, diye sordular:

Ona şöyle derdim: İşte hristiyanlar Mesih'e ibadet ettiler, yahudiler de Üzeyr'e ibadet etmektedirler. Acaba bunların ikisi de cehennemin odunu mudurlar?

Kureyşliler onun bu sözünü beğendi ve böylelikle Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)in buna bir cevap veremeyeceği kanaatine sahip oldular. Bunun üzerine yüce Allah da şöyle buyurdu:

"Şüphesiz kendileri için daha önceden tarafımızdan iyilik takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan uzaklaştırılmışlardır" (el-Enbiyâ, 21/101) âyetini indirdi. Yine onun hakkında:

"Meryem oğlu bir misal olarak verilince" (ez-Zuhruf 43/ 5X) -ki burada İbnu'z-Zibarî kastedilmektedir.

Kurtubi Tefsiri

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

Şimdiye kadar aktardığım tefsirlerden alınacak epey öğüt vardır. Dikkat edilirse müminlerin kınanmaktan çekinmemesi gerektiği konu Allah'ın emir ve yasaklarıdır. Yani bizatihi farz ve haramlardır. Konunun cihad ile ilgili müminlerle beraber olup, kâfirlerin kınamasına aldırış etmemek olduğu görülüyor. Ayette geçtiği üzere müminler birbirlerine karşı merhametli, anlayışlı, hâlim selim ancak kâfirlere karşı sert, onurlu, tavizsiz olurlar.

Ayette geçtiği üzere müminler birbirlerine karşı merhametli, anlayışlı, hâlim selim ancak kâfirlere karşı sert, onurlu, tavizsiz olurlar.

Öyle bir zamana gelinmiş ki iş tersine dönmüş, müminler müşriklere karşı gerek korkularından gerek davet ettikleri için çok uysal, yumuşak davranırken müminlere karşı ise dik duruşlu, tavizsiz, dediğim dedik bir tavır sergilemektedirler. En basit fıkhi ayr ılıklar nefsin ve şeytanın körüklemesi ile itikadî ayrılıklara dönüşüyor. Bir bakmışsın o fıkhi ayrılıklar iman-küfür meselesine dönüşmüş. Bu hususta verilen nasihatlere de "Bu yol hak.", "Dediğim hak", "Onlar kınayıcının kınamasından korkmazlar." gibi cevaplar veriliyor. Heyhat!

Dinde senden daha sağlam olanlar acaba kendi aralarındaki ihtilaflarda bunu unuttular mı? Akıllarına mı gelmedi? Hem Nebi a.s. dahi insanların ne diyeceğini gözetmemiş midir? Sahabe başta olmak üzere müminler ümmetin maslahatı için birçok haksızlığa karşı gerektiğinde sessiz kalabilmiştir... Örneğin: Hakem olayın da Musa el Eş'ari halifenin Abdullah İbn Ömer olmasını istiyordu. Bunu Amr bin As'a (Yani Muaviye taraftarına) bildirdi. Ortamda dönen bir takım siyasi fitnelerle Muaviye r.a. Amr bin As tarafından halife ilan edildi.

Muaviye r.a. daha sonra bir hutbe irad etti. Şöyle dedi;

Bu konuda kim konuşmak istiyorsa kendini göstersin, biz bu işi ondan da babasından da (İbn Ömer'i kastediyor) daha çok hak ediyoruz dedi.

İbn Ömer dedi ki;

O esnada oturuş şeklimi düzelttim ve "Asıl hak edenler sesinle ve babanla İslam'a girmeniz için savaşanlardır." demek istedim. Fakat bu sözümün fitne çıkarıp kan dökmesinden korktum ve sustum. Allah'ın cennette hazırladığı nimetleri düşündüm.

Siyeru A'lamin Nübela, İmam Zehebi, s.596, itisam yay.

Hz. Hasan'ın yine bu gibi durumlarda hakkından feragat etmesi...

Yine Nebi A.s.'mın Kâbe’nin hudutları için sarf ettiği hadislerinde;

"Eğer kavmim küfürden yeni kurtulmuş olmasaydı ben Kâbe’yi yıkardım. İbrahim’in temelleri üzerine kurardım. Çünkü Kureyş Beyti Şerifi inşa ederken işi kısadan tutmuştur. Ben Kâbe’ye bir arka kapı yapardım." buyurdular.

Müslim, Kitabul Hac, Kâbe’nin yıkılıp yapılması babı no:1333, aynı hadis Buhari hac no:1586.

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

Sahihi Müslim Şarihi Ahmed Davudoğlu mezkûr hadis şerhinde şöyle der;

Bu rivayetten çıkarılan hükümler,

▪ Maslahatla mefsedet tearuz ederse aralarını bulmak mümkün olmazsa daha mühim olanı tercih edilir...

▪ Hükümdar, Raiyesini (halkının) maslahatını (faydasını) düşünmeli, onların din ve dünyalarına zarar getirecek şeylerden kaçınmalıdır. Bundan yalnızca zekât almak, hududu şerriyeyi tatbik etmek gibi şeyler müstesnadır. Zira bunlar kulun menfaati için meşru olmuşlardır.

▪ Halkı memnun etmek ve menfaatlerini mucip olacak şeylerden sakınmak gerekir.

Sahih-i Müslim tercüme ve şerhi Ahmed Davudoğlu c.7 s.65

Aynı hadis için İmam İbn Hacer el-Askalanî meşhur Buhari Şerhi Fethu'l Bârî eserinde şunları söyler;

▪ Bazı şeyler kimi insanların yanlış anlaması gibi bir tehlike varsa yapılmaktan vazgeçilebilir.

▪ Devlet başkanının insanların hemen reddettiği Dünya ve ahirette birtakım zararlara uğrayacağı konularda çok titiz davranması gerekir. Vacip olan emirleri terk etmeden insanların kalplerini kazanmaya çalışmak gerekir. İşlerde en mühim olanından başlamak gerekir.

Eğer bu iki şey tearuz ederse öncelikle kötülüğü önlemeye çalışmak gerekir. Burada sahabelerin Hz. Peygamberin emirlerine ne derece riayet ettikleri görülebilir.

Fethu'l Bârî muhtarları, İbn Hacer el-Askalanî, c.4 s.25, polen yay.

Görüldüğü gibi her doğru olan her zaman yapılamayabiliyor. Birtakım maslahatlar gözetilebilir. Hakka, hakikate bizden daha iştiyaklı kişilerin uygulama ve fetvaları bunlardır. Yine Nebi a.s. cemaatteki münafıkları öldürmek isteyenlere "Hayır. Ben Muhammed arkadaşlarını öldürüyor dedirtmem." diyerek insanların ne diyeceğini gözetmiştir.

Kütüb-i Sitte muhtasarı, İbrahim Canan, c.2 s.260, Akçağ yay.

Yine İslam'da ki örfün yeri fıkıh usulü kitaplarımızda işlenmiştir. İslam şeriatına muhalif olmayan unsurları İslam reddetmemektedir. "Örf ile maruf olan şey, şart kılınmış gibidir." maddesi Mecelle de yer almıştır. İmam Serahsi Mebsut'a bu kaideyi işlemiştir.

Mabsût, Serahsi, c.12 s.98 ……. yay. - Mecelle madde 44

Abdülkerim Zeydan Fıkıh usulü eserinde "Örfün hüccet olması" başlığında bu hususu detaylıca işler.2 Yine usul kitaplarımızda şeri hükümlerin delilleri altında Mesalih-i Mürsele (yani hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi insanlara fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren

2 Bakınız. Fıkıh usulü, Zeydan, s.238-243, müifav, 1993, İstanbul

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

fakat muteber ve geçersiz sayıldığına dair belirli bir delil bulunmayan durum) zikredilmiş ve delil olarak işlenmiştir.......... , istihsân vb. delillerde buna benzer meselelerdir.3

• Müslümanların güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir. (ahmed)

Merfu olarak nakledilen bu hadis ibn Mesudun mevkuf hadisidir. Konumuza delildir. İnsanların ne dediği her zaman bir kenara atılamaz. Ne zaman ki insanların dedikleri Kur’an ile sarih naslarla, emir ve yasaklarla çakışırsa o vakit insanların ne dediğine bakılmaz.

İnsanların güzel gördüğü şey eğer İslam’ın çirkin gördüğü değil ise bu Allah katında da güzeldir. Buna muhalefet etmemek gerekir. Örneğin; insanların örtünmeyi çağdışı görüp kınıyorlar diye insanların dediklerine bakılmaz, örtünülür. Fakat o bölgenin kılık kıyafeti İslam ile örtüşüyor çatışmıyor ise o kılık kıyafet tercih edilir. İslam örtünmenin genel hatlarını çizer (kafirlere benzememe, bol giyim, vucud hatların belli olmaması) örf ise geri kalan kısmı belirler. Arabistan ile Afrika’daki müslümanların farklı giyinmesi gibi...

Vehb b. Münebbih şöyle söylemiştir:

"Adamın biri domuz eti yemesi için baskı gördü ve yemedi. Sonra önüne koyun eti getirildi ve onu yemesi söylendi. Onu da yemedi ve şöyle dedi: İnsanlar benim domuz eti yemem için baskı gördüğümü biliyorlar. Şimdi yiyeceğim etin koyun eti olduğunu nereden bilecekler?”

İbn Cevzi, Minhacul Kasidin ve Müfidus Sadikin, c.1 s.476

İmamın naklettiği olayda helal olan bir şey insanların ne düşünecekleri göz önüne alınarak terk edilmiştir.

Buhârî ve Müslim'in Safiyye binti Huyayy radıyallahu anhådan naklettikleri bir hadiste şöyle gelmiştir:

"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem it ikaftayken gece vakti onu ziyarete gittim. Onunla konuştuktan sonra eve gitmek üzere kalktım. O da benimle birlikte kalktı. O sırada Ensâr'dan iki adam yanımızdan geçti. Adamlar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi görünce adımlarını hızlandırdılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara şöyle buyurdu: 'Yavaş olun! Bu kadın Safiyye binti Huyayy'dır. Adamlar dediler ki, sübhanallah ya Resulallah! Bunun üzerine onlara şöyle buyurdu: Şüphesiz ki şeytan, insan vücudunda kanın aktığı yerde akar. Ben şeytanın kalplerinize bir kötülük atmasından endişe ettim."

İmam bu hadisi naklettikten sonra şöyle demiştir;

“Bu hadisten anlaşıldığına göre kendisinin insanlardan esenlikte olması ve insanların da ona kötü zan beslemekten kurtulması için kişinin kötü zanna sebep olacak, nahoş her şeyden kaçınması müstehaptır.” der. Sonra imam Ömer’in r.a. şu sözüne yer verir;

“Kim töhmet altında kalacağı bir yerde bulunursa kötü zan besleyenleri kınamasın.”

3 Bakınız. İslam Hukuk ilminin esasları (Usulul Fıkıh) Prof. Dr. Zekiyyuddin Şabân, Şeri hükmün delilleri ve istihsan vııı Seddi zerayi, TDV 1996 Ank.

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

(Age c.1 s.520)

Bu hadisleri ve şerhlerini oturup düşünmek gerekir...

Ebû Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi veselem):

"İnsanların ilk peygamberlikten beri duyageldikleri sözlerden biri: «Utanmadıktan sonra dilediğini yap!» sözüdür." buyurdu.

Behz'in de Adem'in de hadislerinin lafızları aynıdır.

Buhârî bu hadisi Adem b. Ebî lyas'tan rivayet etti

Ebû Mes'ûd'un bildirdiğine göre Resûlullah (s.a.v.):

“İnsanların ilk peygamberlikten beri duyageldikleri sözlerden biri:

«Utanmadıktan sonra dilediğini yap!» sözüdür.”

Halimi der ki: Bunun mânâsı hakkında iki görüş vardır:

Birincisi şudur: Hadis, hayasızlığın, kişinin kendini kötü sondan güvende hissetmemesine sebeptir. Akıllıların yanında ayıplanmak, vücuda verilen cezadan daha ağırdır. Ayıplanmaktan çekinmeyeni hiçbir şey kötülük yapmaktan alıkoyamaz. Böyle bir kişinin haya perdesi yırtık, yüzsüz ve değersiz olur. İnsanlar böylesi kişileri hayvandan daha aşağı sayarlar. Resûlullah (sallahu aleyhi vesen) bu hadisle hayayı terk etmenin zararlarına vurgu yapmış, kişinin hayâlı olmasını ve bu hayası sebebiyle kötülüklerden uzaklaşmasını istemiştir.

Diğer mânâsı ise kişinin utanılacak şeyi yapmadıktan sonra dilediğini yapabilmesi ve bunda bir sakınca olmadığıdır. İki mânâ da güzel ve doğrudur. Allah en doğrusunu bilendir. İmam Beyhakî devamla Halimi’den şunları nakleder (bir sonraki sayfa);

Halimi der ki: Kişi cemaate önem verirse halktan utanır. Bu da iki türlü olur:

Ya komşularının kendisini kötülemesinden çekinir ve onu övmeleri için mescidden uzak durmaz ki bu, riyadır ve makbul bir şey değildir.

Diğeri ise gerçekten Allah'tan hayâ etmesidir. Bu kişi cemaatten ayrılırsa, Allah'ın kendisini dünyadayken cezalandırmasından çekinir. Bu ceza da Müslümanların onu ayıplamasıdır. Eğer kişi cemaatle beraberse Allah onu dünyadayken, Müslümanların kendisini övmesini sağlayarak ödüllendirir. Böylece kişinin, halkın ayıplamasından korkması ve onu övmelerinden hoşlanması başkasına değil Allah'a bağlıdır. Çocuk babasından, kadın kocasından, cahil âlimden, küçük büyükten, bir kişi çok kişiden utanır ve eksiği olan kendisinden daha iyi olan gibi amel yapmak ister, ayıplanacak şeyleri yapmaktan korkar. Kişinin hayası işte budur. Bu da övülmüştür. İmam Beyhaki, Şuabul İman, c.7 s.368-371; Halimi el Minhac 3/232233

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

Elmalılı Hamdi Yazır:

Bunula beraber ben her hakikatin söylenmesi meziyet olduğuna kaail değilim. Çünkü hakikatler içinde mağfireti matlup olan nice günahlar da vardır. Yoksa setri uyup, ketmi sır fazilet olmaz. Gıybet, …….., ……..4 münker gibi fi iller meziyet sayılırdı. Kirli çamaşırları ortaya dökmek her zaman hüner olurdu. Hakikati söylemek, lüzumu dahilinde, emir bilmaruf nehiy anilmünker hükmünü aldığı, isharı hakka hizmet ettiği, tal im ve irşat, şefaat gibi bir hayır ile alâkadar olduğu, bir münkere sâik olmak tan sâlim bulunduğu zamandır ki tehlükesi nisbetinde büyük meziyet, hatta vazife olur. Filvaki, söyleyince doğruyu söylemek vecibedir amma her doğruyu söylemek gerekmez. Mucibei külliyenin aksi mucibei cüziye olduğu malûmdur. Sonra hakikati söylemeği severken onu dinlemeyi ve kendi nefsinde tatbik etmeyi dahi daha büyük bir meziyet olarak sevmeyi unutmamak iktiza eder. Onun içindir ki ben ne kendime ne de sana her hakikati söylemek iddiasını ta sviye etmem. Fakat <Aatû külle zihakkın hakkahu> emrine ittiba her zaman far izai mutlakadır. Bu bize hak ile hakikat arasında gözetilmesi lazım gelen farklar bulunduğunu gösterir.

Artık sözü fazla uzatmıyayım da sefer hakkındaki sualine geçeyim. Gözlerinden öperim. Elmalılı Hamdi Yazır, 4 Sefer 1359, 15 Mart 1940 Tarihli Mektubu Naklettiğim haberlerden görüldüğü üzere kınanmaktan korkmamak Allah’ın emirleri ile ilgili hususlardadır, müstehap veya mübah olan hususlarda kınanmak göz önünde bulundurulabilir. Müminlerin birliği, maslahatı, tebliğin gerekliliği, kötülüğü def etme gibi durumlarda cahilce bu ayet işlenmeye çalışılmamalıdır. Zira bu şeriatın işleyişine de aykırı olur.

Müslümanlar tağutların egemenliğinde islamı temsil ve tebliğ ederken, islam adına şirke ve küfre sapmışları uyandırmak için çabalarken bu mefhum gayet dikkate alınmalıdır.

Şeriatımız geniştir, Nebi a.s.’dan bir ibadetin çok farklı uygulamaları ve bir amelin başka halleri sadır olmuştur. 3 çeşit hac namazı kılınış rivayetleri, ayakta ve oturarak su içmek vs. işler sayılabilir. İslam haram ve helalden ibaret bir din değildir. Sadece farz ve haramlardan oluşan bir dine sahip değiliz. Bilakis vacip, müstehap, mübah, mekruh vs. işlerde vardır.

Yaşadığın toplum ile illa ters düşme derdine düşmek en basit ifadesiyle hikmetsizliktir. Rabbimiz fitne adam öldürmekten beterdir diyor. (Bakara Suresi 191)

Müminler fitne çıkmasın diye böyle bir dönemde daha fazla dikkat etmeliler.

“Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır. ” diye bir kaidemiz var. Yani kötülüğü uzaklaştırmak iyiyi/faydayı elde etmekten önce gelir.

Bizler bu kaideleri işletmeliyiz ancak görülüyor ki müstehablar haram olan ayrılıklara sebep oluyor. Halbuki müstehapları öyle durumlarda terk etmek müstehaptır. Bu söz birçok hikmet ehlinden

4 Bu iki kelime mektupta okunmuyor.

KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR AYETİNİ/DÜSTURUNU DOĞRU ANLAMAK

nakledilir. Başta imam Şafii rh.a. olmak üzere. İmam ibn Kayyım bazı vaciplerin mekruh bazı mekruhların vacibe sebebiyetini ifade eder.5

Misafiri olanın zikirle meşgul olması, ilim halkası varken kişinin nafile ibadete yönelmesi, yardıma çağıran biri varken Kur’an okumaya devam etmenin caiz olmaması gibi örnekler bize anın vacibinin bazen müstehapları terk etmeyi gerektirdiğini açıklar.

Durum böyle iken müminlerin birliklerini zedeleyecek durumlardan ve amellerden sakınmak daha önceliklidir. Böyle yerlerde hak olan şeyi terk etmek kınayıcının kınamasından korkmak olarak değerlendirilmez.

Örneğin sizin şeriatte var olan bir ameliniz, içinde bulunduğunuz toplum tarafından benimsenmiyor ve sizin davetinizin önüne engel ise ve şeriatte bu uygulamanın alternafi var ise onu terk edip diğeri ile amel etmek hikmettir. Türkiye toplumunda ısrarla maliki ve hanbeli ulemasının karışımı bir namaz şekliyle namaz kılmak nasıl bir anlayıştır? Ayrıca eğer farklı olma arzu ile bu yapılıyorsa bu riyadır. Delillerden dolayı yapılıyor ise başka deliller tercih edilebilir.

Teşehhüdde parmak sallamak vahabilik damgasına sebep olacaksa (ki bu zayıf bir sünnettir) Şafii rh.a. neden taklit edilmez?

Davet maslahatı ve müminlerin birlikteliği parmak ve el sallamaktan önce gelmez mi? Bunlar sadece birtakım örneklerdir. Artık farklı bir din inmiş gibi yeniden şekil alan, yeni konuşmalar, dine yeni şartlar koyan yeni yetmelerin uygulamalarını siz örnekleyin.

Müslümanlar 1500 yıllık Muhammed a.s. ümmetine, şerefli salih selefe ve takipçilerine yaraşır olgunlukta hareket etmeliler. Öncesi olmayan, köksüz, hikmetsiz davranış ve fikirlerden uzak durmalılar.

vel hamdü lillahi rabbil alemin.

5 Bakınız. Medaricus Salikin, c.1 s.104, İnsan yay.

Tevessüm siteleri

Hepsi aynı çatı altında; istediğinize tek tıkla geçin.