İBNİ NUCEYM (RH.A) SÖYLEDİĞİ BİR SÖZÜN TAHLİLİ VE HANİFİ MEZHEBİNDE USUL.
Öncelikle İbni Nuceym (rh.a)’in tahlil edeceğizmiz sözünü verelim sonrasında Hanifi mezhebinin usuluna dair bilgi verdikten sonra İbni Nuceym (rh.a) sözünden ne anlaşılması gerektiğine dair sözlerimizi aktaralım.
İbni Nuceym (rh.a) diyor ki:
“…Buna göre; kitaplarda zikredilen küfür kelimelerinin çoğuyla bir Müslümanın kafir olduğuna fetva verilmemelidir. Bunun için ben küfür kelimelerinden hiç biriyle küfrün vaki olduğuna fetva vermemeyi kendi nefsime vacib kıldım…”(İbni Abidin Reddu’l-Muhtar ale’d-Durru’l-Muhtar (9/9) çev: Ahmed Davudoğlu Şamil y.)
İbni Nuceyn (rh.a) hakkında Ahmet Özel şunları kaydetmektedir: “Zeynuddin (Zeynelabidin) b. İbrahim b. Muhammed b. Nuceym el-Mısri. Tanınmış Hanifi alimi.”(Ahmet Özel Hanifi Fıkıh Alimleri (sf/116) Tdv Ankara 1990)
Bu kısa bilgiden sonra mezhebin müctehidlerini tanıtalım:
1.Mezhebin Usul kurucusu mutlak müctehid İmam Azam (rh.a)dır. Hicri 80 de doğmuş hicri 150 de vefat etmiştir. İmam Azam (rh.a) yetiştirdiği ilimde kendi seviyesinde olan ama içtihatta onun usulunu uyan öğrencilerine mezhebte muctehid denilir. Bunlar sırasıyla şunlardır:
Ebu Yusuf: Ebu Yusuf Yakub b. İbrahim b. Habib b. Sad Habte el-Kufi el-Ensari. Hicri 113 de Kufe doğdu. 182 de Bağdad’da da vefat etmiştir. Mutlak muctehid olduğu da söylenmiştir (bknz. Ahmet özel a.g.e sf/20) Ama asıl olarak bilinen onun mezheb içi müctehid olmasıdır. İbni Abidin (rh.a) “Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti” adlı eserinde şunları kayd etmiştir:
Ebu Yusuf şöyle derdi: “Ebu Hanife’ye muhalif olarak söylediğim görüşlerimin hepsi onun görüşlerinden biridir…(İbni Abidin Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti (sf/152) çev: Şenol Saylan Klasik y)
İmam Muhammed: Ebu Abdullah Muhammed b. El-Hasan B. Ferkad eş-Şeybani. 132/749 yılında Vasitte doğdu. 189 yılında da Rey şehrinin Renbeveyh köyünde vefat etmiştir. Mezheb içinde müctehidir.
Evvel emir mezhebin aslını oluşturan müctehidler bunlardır. Bunlardan sonra gelen Müctehidleri de sıralayalım:
Hassaf: Ebu Bekr Ahmed b. Ömer eş-Şeybani el-Hassaf(181-261) Müctehidtir. (Ahmet Özel a.g.e. sf/28) Tahavi: Ebu Cafer Ahmed b. Muhammed b. Selame b. Abdulmelik el-Ezdi et-Tahavi (239-321) Müctehidtir. Kerhi: Ebu’l-Hasan Ubeydullah b. Huseyn b. Della el-Kerhi (260-340) Müctehiddir. Cessas: Ebu Bekr Ahmed b Ali el-Cessas er-Razi (305-370) Müctehiddir. Kuduri: Ebu’l-Huseyin Ahmed b. Muhammed b.Ahmed b. Cafer el-Kuduri (362-428) Ashabu’t-Tercihtir. Halvani: Ebu Muhammed Abdulaziz b. Ahmed b. Nasr b. Salih, Şemsu’l-Eimme el-Halvani el-Buhari (v: 448) Muctehiddir. Serahsi: Ebu Bekr Muhammed b. Ebi Sehl Ahmed Şemsu’l-Eimme es-Serahsi (400-483) Muctehiddir. Buhari: İftiharuddin Tahir b. Ahmed b. Abdurreşid el-Buhari (482-542) Muctehiddir. Kadıhan: Fahreddin Hasan b. Mansur b. Mahmud el-Uzcendi el-Ferğani (v: 592) Muctehiddir. Merginani: Ebu’l-Hasan Burhanuddin Ali b. Ebu Bekr b. Abdulcelil el-Feraği el-Merginani er-Riştani (v: 593) Muctehiddir. Buhari: Burhanuddin (Burhanu’ş-Şeria) Mahmud b. Ahmed b. Abdulaziz b. Ömer b. Maze el-Buhari (v: 616) Muctehiddir. Nesefi: Ebu’l-Bereket Hafizuddin Abdullah b. Ahmed b. Mahmud en-Nesefi (v: 710) Muctehiddir. Molla Fenari: Şemseddin Mehmed b. Hamza Fenari (751-854) Muctehiddir. İbni Humam: Kemaluddin Muhammed b. Abdulvahid b. Abdulhamid b. Mesud el-Humam es-Sivasi el-İskanderi (790-861) Muctehiddir. Ali el-Kari: Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Herevi (v: 1014) Muctehiddir.
Bu müctehidlerin yanında birçok fakih mevcuttur ki bu ulemanın ilim olarak dercelerine ulaşamamışlardır. Bundan dolayı mezhebi tertib edip düzenlemeye çalışan Ebu Suud, İbni Nuceym ve İbn Abidin (rh.a) gibi ulema ictihad seviyesinde olmayanların sınırlarını mezhebin kaybolmaması adına bir çerçeve içerisine almaya hayret etmişlerdir. Bundan dolayı İbn Abibin (rh.a) Kitabında şunu kaydeder:
“Onun (Ebu Hanife’nin) tercihi olan bir görüş bulunmadığında Yakub’un görüşü tercih edilir. Sonra Muhammedin, onun görüşü de güzeldir. Sonra Züfer ve Hasan b. Ziyad’ın. Fetvasında muhayyerlik vardır denildi, iki öğrencisi İmam’a muhalefet ettiklerinde. Delili kuvvetli olan tercih edilir de denildi. Bu müctehid müfti içindir en sahih kavle göre.” …(İbni Abidin Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti (sf/162) çev: Şenol Saylan Klasik y)
İbni Nuceym (rh.a) kendisi mezhebte muctehid olmamakla beraber fetvalarında usulunu İmam Azam (rh.a) görüşleri üzerine kurmaya çalışmıştır. İbni Nuceym (rh.a) Ref’ul-ğışa fi vakti’l-Asri ve’l-İşa (İkindi ve yatsı namazlarının vakti konusunda örtüyü kaldırma) adlı risalesinde şöyle söyler:
“Bir gerekçe olmaksızın iki öğrencisinin veya onlardan birinin görüşü İmam’ın görüşüne tercih edilmez. Gerekçe ya İmam’ın delilinin zayıf olması veya meselenin zaruret ve teamül ile alakalı olmasıdır….…(İbni Abidin Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti (sf/170) çev: Şenol Saylan Klasik y)
Mezhebde müctehid olmayanların takib edeceği usul budur. İbni Abidin (rh.a) bu işe biraz daha açıklık getirerek:
“Sen, en sahih olanın, müctehid müftinin muhayyer olması ve delili en kuvvetli olanla fetve vermesi olduğunu, (yukarıdaki) tafsilatı/hiyerarşiyi takip etmesi gerekmediğini öğrendin. Ancak zamanımızda muçtehid müfti olmadığı ve sadece mukallid kaldığı için bize gereken hiyerarşiye uymaktır. Ve ilk olarak İmam’ın görüşüyle fetva veririz, sonra ve sonra…vd. Mezhepte müçtehidler, delilinin kuvveti veya zamanının değişmesi veya onlar için açığa çıkan benzer nedenlerle aksini tahsis etmedikçe (hiyerarşi bu şekildedir) sanki hayattamışlar ve bununla bize fetva veriyormuş gibi onların görüşüne tabi oluruz….”(İbni Abidin Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti (sf/172) çev: Şenol Saylan Klasik y)
İbni Nuceym (rh.a)’de bu konuda şunları kayd etmektedir:
“Sen “Mukallid oldukları halde meşayıhın, İmam Azam’ın görüşü dışındaki ile fetva vermesi nasıl caiz olur? Dersen. Derim ki: “Ben de bu konuda uzun bir süre zorluk çektim ve onların bu sözlerinden şunu anlayana kadar bir cevap bulamadım. Ki bunu onlar ashabımızdan naklederler: “Bir kimsenin neye dayanarak söylediğimizi bilmedikçe bizim görüşümüzle fetva vermesi caiz değildir.” Hatta es-Siraciyye’de bunun, İsam’ın İmam ‘a muhalefetinin sebebi olduğu nakledilir. İsam çoğunlukla İmam’ın görüşüne aykırı olanla fetva verirdi. Çünkü o delili bilmiyordu. Başkasının delilini üstün görüyor ve bununla fetva veriyordu.”(İbni Abidin Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti (sf/174) çev: Şenol Saylan Klasik y)
İbni Abidin (rh.a) Reddul Muhtarda şunları aktarmaktadır:
“el-Bahr’da, İmam Azam’ın kavliyle fetva vermek helal hatta vaciptir. Velev ki nereden alıp söylediği bilinmesin denilmektedir…”(İbni Abidin Reddu’l-Muhtar ale’d-Durru’l-Muhtar (1/91) çev: Ahmed Davudoğlu Şamil y.)
İşte İbni Nuceym (rh.a) oluşturmak istediği usul budur. Bir diğer usulunu de İbn Abidin (rh.a) şöyle aktarmaktadır:
“… el-Bahr nam kitapta bildirildiğine göre, bir kavlin sahihliği ile fetva ihtilaf ederse, amel metinlere muvafık olana göredir. İki kavilden biri şerhlerde, diğeri fetva kitaplarında olursa hüküm yine budur. Çünkü ulemanın sarahaten bildirdiklerine göre, metinlerde beyan edilenler, şerhlerde beyan edilenlerden evladır. Şerhlerdekiler de fetva kitaplarındakilerden evladır. Ancak bu hüküm her iki kavlin sahih olduğu sarahaten bildirildiğine, yahut hiç tasrih yapılmadığına göredir….”(İbni Abidin Reddu’l-Muhtar ale’d-Durru’l-Muhtar (1/90) çev: Ahmed Davudoğlu Şamil y.)
İbni Nuceym (rh.a) gerçek müfti olan Mutlak müçtehitlerden ayrılmamayı onların sözlerinin çerçevesinden çıkmamayı bize usul olarak bırakmıştır. Ama olaylar çok ve insanların fetvalara ihtiyaçları vardır. Bu nasıl çözülecektir? İşte İbn Abidin (rh.a) bu konu da şu usulü ortaya koymaktadır:
Bir hadisede ulemamızdan açık bir cevap bulunmaz da, sonra gelen ulemamız bir kavil üzerinde ittifak ederlerse o kaville amel olunur. İhtilaf ettikleri takdir de derece derece ekseriyetin kavliyle amel olunur. Ekseriyetten murad; Ebu Hafs, Ebu Cafer, Ebu’l-Leys, Tahavi ve diğer mutemed meşhur, büyük ulemadır. Bunların hiç birinde nassen cevap bulunmazsa, o zaman müfti, teemmül, tedebbür ve ictihad ederek zimmetten kurtulmanın yolunu bulmaya çalışır Ama, bu hususta aklına geleni söylemez, Allah Teala’dan korkması, onu murakebe etmesi gerekir. Çünkü bu iş, pek büyük bir iştir, ona cahil ve şakiden başka kimse cesaret edemez.” (İbni Abidin Reddu’l-Muhtar ale’d-Durru’l-Muhtar (1/89) çev: Ahmed Davudoğlu Şamil y.)
Buraya kadar kısada olsa Hanifi mezhebini fetva vermedeki usulunun bir kısmına değindik. Şimdi İbn Nuceym (rh.a) başta söylediğimiz sözünü tahlilini yapalım:
İbni Nuceym (rh.a) diyor ki:
“…Buna göre; kitaplarda zikredilen küfür kelimelerinin çoğuyla bir Müslümanın kafir olduğuna fetva verilmemelidir. Bunun için ben küfür kelimelerinden hiç biriyle küfrün vaki olduğuna fetva vermemeyi kendi nefsime vacib kıldım…”(İbni Abidin Reddu’l-Muhtar ale’d-Durru’l-Muhtar (9/9) çev: Ahmed Davudoğlu Şamil y.)
İbn Abidin (rh.a) “Şerhu Ukudi Resmi’l-Mufti” adlı eserinde ondan şöyle nakletmektedir:
“el-Bahr’da Mürted babında “el-Fetava’s-Sugra” adlı eserden naklen şöyle denir: “Küfür büyük bir şeydir. Onu tekfir etmeyen bir rivayet bulunduğunda mü’mini kafir olarak nitelemem. Sonra (el-Bahr yazarı) şöyle söyler: “Belirtilmiştir ki, sözünü iyiye yorma imkanı bulunduğunda veya zayıf bir rivayet de olsa küfründe ihtilaf olduğunda Müslümanın küfrüne hükmedilmez. .”(İbni Abidin Şerhu Ukudi Resmi’l-Müfti (sf/207-8) çev: Şenol Saylan Klasik y)
Bu sözleri göz ardı etmeden Aliyyu’l-Kari (rh.a) “Fıkhu’l-Ekber Şerhi “ adlı eserinde ki “Kıble ehline kafir denmez” başlığı altında zikrettiklerini aktaralım:
“Akâid” şarihinin söylediği gibi Ehl-i Sünnet âlimlerinin: “Kıble ehlinden hiç kimseye kâfir denemez” sözleri ile “Kur'an'ın yaratılmış olduğunu, yahut Allah'ı görmenin muhal olduğunu söyleyen, yahut Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'e söven, yahut onları lanetleyen kimse kâfir olur” sözlerini birleştirmek müşkül bir meseledir. “Mevâkıf” adlı kitabın şarihi de aynı şeyi söylüyor. Fetva kitaplarında ise şöyle yazılıdır: “Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'e söğmek küfür olduğu gibi bunların halifeliğini inkâr etmek de küfürdür. Şüphe yok ki bu gibi meseleler müslümanlarca makbuldür, fakat yukarıdaki iki söz arasını birleştirmekse müşküldür.”
Bu müşkülün sebebi fer'i meselelerle, kelâmcıların ittifak ettikleri esaslar cümlesinden olan kıble ehlinden hiç kimsenin tekfir edilemiyeceği esasına dayanan deliller arasında uygunluğun bulunmamasıdır. Bu müşkül şu şekilde kaldırılabilir. Fetva kitaplarının yazarlarının, bilmeden ve delilini açıklamadan naklettikleri fetvalar delil değildir. Zira dinî meselelerde inançlar, kesin delillere dayanmalıdır. Bir müslümana kâfir demede ise açık ve kapalı fesat ve fitneler vardır. Bazı kimselerin: Bu fetvalar, tehdid için nakledilmiştir, şeklindeki izah tarzları bir mâna ifade etmez.” (Aliyyu’l-Kari Fıkhu’l-Ekber şerhi (sf/297) çev. Yunus Vehbi Yavuz. Çağrı y)
Aliyyu’l-Kari (rh.a) naklettiği söz bu konuda aydınlatıcıdır ve İbni Nuceym (rh.a) fetva kitablarındaki küfre nisbet edilen lafızlarla neden fetva vermediğinin de delilidir. Sözü tekrar vurgulayayım: “Fetva kitaplarının yazarlarının, bilmeden ve delilini açıklamadan naklettikleri fetvalar delil değildir.”
İmam Aliyyu’l-Kari (rh.a) bu işin ortasını bulmak noktasında bu sözü sarf etmiştir. Yine onun şu sözlerine kulak verelim:
Molla Aliyyü'l-Kari Hülasa sahibine bir reddiye risâlesi yazmıştır. Bununla kesin olarak bilinmiştir ki, "Hz. Ebû Bekir (r.a) ile Hz. Ömer (r.a)'e dil uzatan kâfir olur ve tevbesi kabul edilmez." diye Cevhere'ye nisbet edilen ibârenin aslı Cevhere'de mevcud olduğunu farz etsek bile bu bâtıldır. Aslı yoktur. Bununla amel etmek câiz değildir. Yukarıda geçtiği vecihle bir meselede küfrü gerektiren bir çok ihtimaller bulunduğu halde küfrü gerektirmeyen zayıf olsa bile yalnız bir ihtimal bulunsa, müftüye lâzım olan küfrü gerektirmeyen ihtimale meyledip onunla fetva vermelidir. Ashab-ı kiramdan birine dil uzatan kimsenin kâfir olmayacağına dair fukahânın icmâsı nakledilmiştir. Buna göre ashab-ı kiramdan birine dil uzatan kimsenin küfrüne hükmolunmaz. Yukarda geçtiği üzere bizim Hanefî mezhebine göre. Peygamber Efendimize dil uzatan Müslüman'ın tevbesi kabul edildiği takdirde, Hz. Ebû Bekir (r.a) ile Hz. Ömer (r.a)'e veya bunlardan birine dil uzatan Müslüman'ın tevbesi evleviyetle kabul edilir.
Bahır sahibinin: "Ben fetâvâ kitabların da zikredilen küfür kelimelerinden hiç biriyle bir Müslüman'ın kâfir olacağına fetva vermemeyi kendi nefsime vâcib kıldım." dediği halde "Hz. Ebû Bekir (r.a) ile Hz. Ömer (r.a)'e dil uzatan veya onlara tan eden Müslüman kâfir olur ve tevbesi kabul edilmez." diye fetva vermesine şaşılır.” (İbni Abidin Reddu’l-Muhtar ale’d-Durru’l-Muhtar (9/39-40) çev: Ahmed Davudoğlu Şamil y.)
Bu konuda İbn Nuceym (rh.a) bile kendi koyduğu usule uymamıştır. Ya da gerçekten delilini bulmuştur. Ama bir de şu var ki İbn Nuceym (rh.a) mukallid İmam Aliyyu’l-Kari Muctehiddir….
İşte burada şunu soruyoruz: İbni Nuceym (rh.a) mutlak müfti olmadığı halde onun bu sözü tam bir fetva gibi algılanır mı? Bu işin vacibliğini kendine has kılmıştır. Siz böyle fetva vermeyin dememiştir. Kendi açısından doğru bir yoldur. Allah ondan razı olsun Ama mezheb içinde onun gibi olan, fetva kitabıyla amel olunan İmam Bezzazi (rh.a)vardır. İbni Nuceym (rh.a) ile onun arasında 99 senelik bir zaman farkı vardır. Bezzazi (rh.a) 827 hicride vefat etmiş İbni Nuceym (rha) 926 da doğmuştur. İbni Nuceym (rh.a) dünyaya gelmeden evvel Bezzazi (rh.a) şunu şöylemiştir:
“Fetvalarda geçen küfür hükümleri ikrar eden elbette kafir olur. Bir takım kendini bilmezler bunu hakikatın dışında yorumlarlar, önemsemezler ve bir korkutmadan ibaret olduğunu sanırlar. Bunlar gafildirler ve sefildirler. Diğer konulardaki verilen sahih fetvalar yürürlükte olduğu gibi elfazı küfürle ilgili verilen sahih fetvalar da yürürlüktedir. Elfazı küfürle ilgili fetvalara hakikat gözü ile bakmayanlar batıl işle iştigal etmiş olurlar. İmanın, küfrün, helalin ve haramın ne demek olduğunu bilip açıklayan imanlı alimler, Rabbimizin mü’min kulları anılan batıl hallerden beridirler. Evet bu zevat fetva veren gerçek İslam alimleri yalnız Allah Teala Hazretleri’nin gönderdiği peygamberinin tebliğ ve beyan ettiği hakikatlerden ve ciddi hususlardan söz ederler.”(Elfazi Küfr/Küfür Sözler (sf/364-5) Huseyin Aşık Hız Dağıtım Ekim 1981 İst.)
Bu Fetva kitabı hakkında da şu nakli aktaralım:
“Şeyhu’l-İslam Ebu Suud efendi’ye, niçin önemli meseleleri ihtiva eden bir eser telif etmediği sorulduğunda “Bezzaziyye varken böyle bir şeyden haya ederim” dediği kaynaklarda zikredilir.”(Ahmet Özel Hanifi Fıkıh Alimleri (sf/92) TDV.y)
Bezzazi (rh.a) Timurlenk’in küfrüne dair fetva vermiştir. Onun bir fetvasını burada nakledelim:
“Bir kimse, zalime adil derse tekfir olunur. Tecdidi iman ve tecdidi nikah lazım gelir.” (El-Fazi Küfr/Küfür Sözler (sf/381) Huseyin Aşık Hız Dağıtım Ekim 1981 İst.)
İbni Nuceym (rh.a) sözü vakanın da zıddınadır. Çünkü Hanifi mezhebinde bir çok fetva kitabı yazılmış ve buna göre amel edilmiştir. İçerisinde onun içtihadına uymayan küfürle nitelendirmelerde bulunmuştur. Mesele Hanifi mezhebinde Fetava’l-Hindiyye kitabını Şah Cihan’ın Hindistanda 50 yıl kadar saltanat süren üçüncü oğlu Evrengzib Âlemgir’in emriyle telif edildi. Burhanpurlu Şeyh Nizam’ın (v. 1090/1679) başkanlığında onlar kişilik birer ekiple çalışan dört yardımcısı Şeyh Vecihuddin, şeyh Celaluddin Muhammed, Kadı Muhammed Hüseyin ve Mola Hamid’in oluşturduğu bir ulema heyetinin ortak çalışmasıyla 1075-1083(1664-1672) yılları arasında yazılmıştır………İngiliz hakimiyetine gelinceye kadar Hindistan’da İslam hukukunun uygulanmasında en önemli kaynak(tır)….”(Ahmet Özel Hanifi Fıkıh Alimleri (sf/140) TDV y)
Yani yaklaşık olarak bu kitala 250 seneye yakın Hindistan İslam Topraklarında amel edilmiştir. İçerisinde Küfür olarak söylenilen şeyler küfür olarak bellenmiştir!...
Fetavayi Hindiyye de şu Fetvalar yer almaktadır:
“Bir kimse, kalbi imanla mutmain olduğu halde, dili ile kasden küfür söylese; kâfir olur. Allah yanında mü'min olmaz. Fetâvâyi Kâdîhân'da da. böyledir.
Küfür olup olmadığı ihtilaflı olan bir sözün sahibine, tecdîd-i imân ve nikâhla emrolunur. İhtiyaten, bu şahsın, tevbe edip dönmesi gerekir.
Küfrü gerektirmeyen fakat hatâ olan kelimelerin sahibi, bu durumlarında rnü'mindirler; nikâh tazelemekle emir olunmazlar. Muhıyt'te de böyledir..
Bir mes'ele de, küfrü gerektiren yönler bulunsa da, küfre mâni olan bir tek yön bulunsa fetva veren kimsenin bu bir tek yöne meyletmesi lâzım gelir. Hulâsa'da da böyledir.
Bezzâziyye'de şöyle zikredilmiştir:
Ancak, bu şahsın irâdesi, açıkça küfrü îcabediyorsa; o takdirde, te'vilin ona faydası olmaz. Bahru'r-Râık'ta da böyledir.(Fetavayi Hindiyye (4/ 349-40) çev: Mustafa Efe Akçağ y)
Bu konuda bir örnek daha vermek gereklidir. Şeyhu’l-İslam Mustafa Sabri efendi (rh.a)’nin “Türkün Başına gelen Şapka Meselesi” adlı risalesinde “V Ubeydullah efendiye cevap” adlı bölümde onun şu sözlerine yer verir:
“Ben, beni mahkumiyete götürecek bir din’i hak olarak kabul edemem. Ben, adam olmak ve zilletten kurtulup izzete vasıl olmak (erişmek) için atacağım her adımda, fetva namıyla önümü set çekecek bir dini hak din olarak kabul edemem.” (Türkün Başına gelen Şapka Meselesi Mustafa Sabri Efendi (sf/74) İslami Medrese y.)
Şeyhu’l-İslam’ın buna dair cevabı şöyledir:
“ Müslümanlar dinsiz hükümetin fetvalarını dinleyecekler, bu herif hakiki fetvaları dinlemeyecek, yalancı bahanelerle reddecek!” (Türkün Başına gelen Şapka Meselesi Mustafa Sabri Efendi (sf/77) İslami Medrese y.)
Şeyhu’l-İslam (rh.a) Kendi zamanında cereyan eden olayların tümüne dair topluca verdiği fetvayı da burada zikredelim hem yukarda ki adama ve diğerlerine cevap niteliğinde olur. O diyor ki:
“1-Tesettur-ü nisvanın ilgası (kadınların örtünmesinin kaldırılması) 2-Mirası alâ mâ farazallahu (Allah’ın farz kıldığı şekilde) taksim etmeyi ilga (kaldırmak) 3-Nikah-ı şer’iyi ilga 4-Talak-ı şer’i’yi ilga (İslami boşanmayı kaldırma) 5-İddet-i şer’i’yi ilga 6-Taaddüd-ü zevcat-ı (birden fazla kadınla evlenmeyi) süret-i mutlakada men ve tahrim (kesinlikle yasaklama ve haram kabul etme) 7-Müslim gayri müslim arasında izdivaca (evliliğe) müsaade 8-Nim-ü üryan (yarı çıplak) İslam kadınlarının namahrem erkeklerin kolları arasında ala meleinnas (herkesin önünde) dans etmeleri tecviz ve terğib (uygun görüp teşvik etmek) 9- Şarabı “ben böyle içerim” diyerek iftihar (övünmek) 10- Dini devletten ayırarak hükümet-i şer’i şerifin müdahale ve murabakasında azade bırakmak 11- “Ve men lem yehkum bima enzelellahu fe ulaike humul kafirun”(Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kafirlerin ta kendileridir) nazm-ı celile rağmen kavanin-i İslamiyeyi (İslam Kanunlarını) Mecelle-i Ahkam-ı Şeriyye’yi ilga ederek Roma hukukuna göre müstenid İsviçre kanunu-u medenisini tatbik ve tercih 12-Şeriatı İslamiyyeyi tahkir etmek ve gazetelerde tahkir ettirmek 13- Allah namına yemini kaldırmak 14- Devletin dini din-i İslam olduğu hakkındaki madde-i esasiyeyi iptal ve ilga 15- Mekteb-i İslamiye’den (İslami okullardan) tedrisat-ı diniyeyi (dini eğitimi) kaldırmak 16- Hıfz-ı Kur’an-ı men (Kur’an’ı ezberlemeyi engellemek) 17- Müslümanların dini yazısı olan Kur’an yazını ilga ederek latin hurufatını (harflerini) kabul 18- Türk milleti (haşa) bir baldırı çıplak Arab’ın vaz ettiği kanunlara bağlı kalamaz’ diyerek Peygamber Efendimiz Hazretlerini tahkir etmek…
Bunları yapan Ümerâ (yöneticiler) ve efraddan (ferdler) müteşekkil bir hey’et-i içtimaiyyenin (toplantı heyeti) işbu harekât ve icraâtını tahsin (güzel gören) ve tavsib eyleyen mukallitlere (takipçilere) Müslüman denilmek caiz olur mu?
El-Cevab: Olmaz
Şeyhu’l-İslam-ı Sabık (eski Şeyhu’l-İslam)Mustafa Sabri & Gümülcüne Müftüsü Muhammed Nevzad & Dimotoka Müftüsü Hacı Veliyuddin (Şeyhu’l-İslam Mustafa Sabri Efendi Kemalistlerin Din Düşmanlığı /sf/124-5) İslami Medrese y 2018)
En son olarakta Osmanlı Devletinde yazdığı bir fetva ile Cumhuriyet Türkiyesin de asılan İnşa Allah Şehid olan İskilipli Atıf Hocanın risalesinden bir notu aktaralım:
“Fukaha-i Kirâm Hazarât-ı: “Bir meselede doksan dokuz ihtimal küfre ve bir ihtimal küfür olmadığına olursa, küfür olmadığı yönü tercih olunmak süretiyle fetva vermek gerekir. Zira küfür, büyük cinayet olduğundan küfürde olmama, kafir bulunmama bir ihtimal varken, tekfir yönüne gidilmesi uygun olmaz.” Diyorlar. Şu halde buna nazaran şiar-ı küfrü işleyenler, nasıl tekfir oluna bilinir? Diye sorulursa, cevab da deriz ki: Fukaha-i Kiram Hazaratı’nın bu sözleri, meselede küfür olmadığı ihtimali bulunmasına göredir. Böyle bir ihtimal bulunmadığı takdirde, icmâ’ ile küfür üzere fetva verilmesi icab eder. Bununla bereber Fukahanın bu sözleri gerçeğe değil, ihtiyata dayanarak söylenmiştir. Mesele iman ve küfür ilgili olduğundan gayet mühimdir. Onun için bir meselede küfür, doksan dokuz değil, hatta bir ihtimal bile olsa, aklı başında bir Müslüman böyle tehlikeli bir şeye cesaret etmemelidir. Zira öbür ihtimal esasında küfrü gerektirebilir. Müslüman için en mu’teber ve en kıymetli olan iman ve İslami meselelerinde küfür belirtisi olabilecek şeylerden sakınmalarını din kardeşlerimize tavsiye eder ve: “Dilediğinizi yapın, Allah amelinizi görüyor” (Tevbe 9/105) ayetinin yüce manasına Müslüman kardeşlerimizin dikkat nazarlarını çekerim. “Ey görüş sahibleri, ibret alınız.” (Haşr 59/2) Ve selam Hüda’ya tabii olanlara olsun. (Frenk Mukallidliği ve Şapka (68-9) Vuslat y.)
Tekrar başta da belirtiğimiz sözlere döner isek İbni Nuceym (rha) bu sözlerle kendi üzerine ihtiyadı ele alarak bir sınır koymuştur. Yani kendi için bir adakta bulunmuştur. Bu adak onu bağlar yukardaki örneklerde de görüldüğü üzere Diğer alimlerimiz bu konuda ondan farklı bir yol izlemişlerdir. Konu aslı itibariyle çok daha geniştir.Bu kadarıyla yetinelim.
Bir de Bu Hanifi mezhebinin iç meselesidir. Diğer mezheblerde ki fetva bildrme usulleri daha farklıdır. Onu da Allah imkan verirse başka bir yazıda inceleriz.
SEYFULİSLAM ÇAPANOĞLU