Kelam

Duada Tevessül ve Ölülerden Yardım Dileme Üzerine

Duâ ve Duâ’da Tevessül

Dua Arapça bir kelime olup, lafız olarak çağırmak, seslenmek ve talep etmek gibi manalara gelir. Dini kullanım (ıstılah) açısından ise dua, insanın nihai derecede zillet ve fakirlikle Rabbine yönelip O'ndan muradını talep etmesidir.¹ O azamet sahibi Rabbin huzurunda kulun aczini ve fakirliğini itiraf etmesidir. O, kul ile Allah arasındaki iletişim/irtibat vesilesidir. Bu nedenle Allah'u Teâla Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde duanın Öneminden bahsetmiş ve kendisine dua etmemizi emretmiştir.

"Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin ki size icabet edeyim. "²

"Dini yalnız Allah'a has kılarak O'na dua edin."³

"De ki: Eğer duanız olmasaydı Rabbimin katında sizin ne değeriniz olurdu?"⁴

Bununla birlikte Yüce Allah, mücerret bir dua edişi değil, yalnız kendisine dua edilmesini emretmiştir. Nitekim Kur'an'da Allah'tan başkasına secde etmek ve kurban kesmek gibi batıl ibadet çeşitlerinden birkaç ayetle bahsedilirken, sadece Allah'a dua edilmesi gerektiği noktasında onlarca ayet varit olmuştur.⁵ Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz ki mescitler Allah'ındır. O hâlde Allah ile birlikte hiç kimseye dua etmeyin."⁶

"De ki: Ben ancak Rabbime dua eder ve O'na hiç kimseyi ortak koşmam."⁷

"Allah'ı bırakıp da sana bir yararı ve zararı dokunmayacak şeylere dua etme. Eğer böyle yaparsan, o vakit gerçekten zalimlerden olursun."⁸

Bu ve benzeri ayetlerde varit olan dua lafzı hem ibadet etme, hem de talep etme manalarını kapsamaktadır. Bu meseleyi ele alan Müfessir es-Sa'di (v.1376/1956) şöyle demiştir:

"Kur'an'da dua lafzıyla varit olup duayı emreden ve Allah'tan gayrına dua etmeyi nehyeden tüm ayetler, ibadet ve talep etme manalarının ikisine de șâmildir."⁹

Hanefi mezhebi âlimlerinden Şah Veliyullah ed-Dihlevî (v.1176/1762) ise bu noktada şöyle demiştir:

"Şirke mahal sayılan davranışlardan biri de, ihtiyaçların giderilmesi için Allah'tan başkasından yardım dilemektir. İnsanlar hastanın iyileşmesi, fakirliğin giderilmesi gibi ihtiyaçları için Allah'tan gayrından yardım diliyor, onlara adak adıyor ve bereketlerini umarak isimlerini zikrediyorlardı. Bunun üzerine Allah'u Teâla onlara namazda şöyle demelerini emretti:

"Sadece Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım dileriz."¹⁰

"O hâlde Allah ile birlikte hiç kimseye dua etmeyin."¹¹

Bu ayette sözü edilen duâdan maksat mü fessirlerin dediği gibi “ibadet" değildir. Aksine bu, şu ayetten dolayı yardım dileme (istiâne) manasındadır:

"Hayır! (Bu durumda) yalnız O'na dua edersiniz, O da dilerse kendisi için dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir."¹²

Âlimlerimizin işaret ettiği gibi Allah'u Teâla birçok ayette yalnız kendisine dua etmemizi emretmiş ve namazda her gün oku mamızı emrettiği Fatiha suresinde şöyle buyurmuştur:

"Sadece Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım dileriz.”¹³

Allah'u Teâla kulluğun hakikati olan tevhidi bu bir cümle ile özetlemiştir: Yalnız O'na ibadet etmek ve yalnız O'ndan yardım dilemek.

"Kullarım sana Benden soracak olurlarsa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da Benim davetime icabet etsinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulurlar. "¹⁴

Bu ayeti tefsir eden bazı müfessirler, diğer ayetlerin hil âfına sadece burada "de ki" buyrulmadan cevap verilmesini şöyle izah etmişlerdir:

"Yüce Allah "sana sorarlarsa de ki" şeklinde varit olan tüm ayetlerin hil âfına sadece burada "deki" sözünü zikretmeden hemen cevaba geçerek, kullarına olan yakınlığını ve O'na yapılan dua noktasında hiçbir aracıyı kabul etmediğini ifade etmek istemiştir. Dua noktasında O'nunla kulları arasında hiçbir aracı yoktur. Kim O'na dua ederse muhakkak O, kulunu işitip ona icabet edecektir. Müslümanlar Hıristiyanlar gibi din adamlarını Allah ile duaları arasında vasıta edinmezler. Dualarını direk Allah'a eder ve O'nun kendilerini işittiğini bilirler."¹⁵

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir sözünde dua ederken kendisinden yardım istememizi emretmemiştir. Bilakis Allah'a, kendisi için dua etmemizi, yani ona salâvat getirmemizi istemiştir. Eğer kendisinden ve şeyhlerden medet dilemekte hayır ve sevap olsaydı bunu bize haber vermez miydi?

Aksine bunun bir şirk olduğunu beyan etmiş ve dua ederken yalnız Allah'a dua edilmesini emretmiştir. Şöyle buyurmuştur:

"Allah'ın dışında bir şeyi Allah'a benzer tutup ona dua eden kimse öldüğünde cehenneme girecektir."¹⁶

Yine bir sahâbinin kendisine: "Ya Rasûlallah hangi günah en büyüktür?" şeklinde sorması üzerine şöyle buyurmuştur:

"Seni yarattığı halde Allah'a nid/benzer tutup ona dua etmendir."¹⁷

Rabbimiz, kerim kitabında bunun için şöyle buyurmuştur:

"Allah'ı bırakıp da kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere dua edenden daha sapık kim olabilir? Oysa onlar bunların yalvarışlarından habersizdirler."¹⁸

Ama bazı kimseler akıbeti meçhul şeyhlerin kabirlerini mâbet edinip onlara yalvarıyor, secde ve tavaflar ile onlara ibadet ediyorlar. Bunu da Hanefi mezhebi gibi Ehlisünnet mezheplerine kendilerini nispet ederek yapıyorlar. Ne gariptir ki İmam Ebu Hanife'nin mezhebinde kabirleri başında seslenildiğinde dahi ölülerin işitmediği dile getirilmiştir.¹⁹

Bazı sûfiler ise şeyhlere kabirleri başında seslenmek şöyle dursun, haşa Allah gibi onlara her yerde, gece-gündüz nida ediyor ve onlardan medet diliyorlar. Rabbimiz ölülere dua edip onla yalvaranlar hakkında şöyle buyurmuştur:

"Allah'tan başka yalvardıkları şeyler hiçbir şey yara tamazlar, zaten kendileri yaratılıp duruyorlar. Onlar diri değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler."²⁰

Bu konuda bu ayetlerden daha açık ve net bir delil olabilir mi? Bundan daha garibi ise bu bapta delil getirmeye çalışanların ayetleri v e sahih hadisleri bırakarak, zayıf ve uydurma rivayetleri delil ediniyor olmasıdır.

Bilinmelidir ki Kur'an'da ve sünnette sadece Allah'u Teâla'ya duâ edilmesi hususunda varit olan muhkem nasları-eğer varsa- ancak bunlar gibi muhkem naslar nesh edip takyit edebilir. Bu konudaki Kur'an ve sünnet naslarına zayıf rivayetlerle itiraz edilemez. Bir konu hakkında öne sürülecek zayıf hadis, ancak o konuda sahih bir nas bulunmaması, çok zayıf olmaması ve bir asla dayanması halinde söz konusu olabilir.²¹ Ya da bu, var olan muhkem nasları takviye cihetiyle zikredilir. Kur'an ve sünnette sabit olan hükümlerin hilafına zikredilen zayıf ve uydurma rivayetlerin ise yüzüne bile bakılmaz.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbn Abbas'a yaptığı meşhur nasihatinde şöyle buyurmuştu:

"Ey çocuk, sana bazı kelimeler öğreteceğim: Allah'ı (O'nun hakkını/hukukunu) koru ki O da seni korusun. Allah'ı koru ki O'nu yanında bulasın. İstediğin zaman Allah'tan iste, yardım dilediğin zaman Allah'tan yardım dile. Bil ki eğer insanların hepsi sana fayda vermek için bir araya gelse, Allah'ın senin için yazdığından başkasıyla sana bir fayda veremezler. Yine insanların hepsi sana zarar vermek için bir araya gelse, Allah'ın se nin için yazdığından başkasıyla sana bir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sahifeler kurumuştur."²²

Yani şöyle diyordu: Ey yavrum! Fayda ve zarar sadece Allah'ın elindedir, O'nun takdir ettiğinden başkası sana isabet etmeyecektir. Bu nedenle birisinden bir şey isteyecek veya yardım dileyecek olursan, bunu bizzat Allah'tan dileyip iste. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına bu nasihatleri devamlı yapıyor ve bunu kendisi de hayatında uyguluyordu. Duâ ettiği zaman sadece Allah'tan istiyor ve yardımı sadece O'ndan diliyordu. Bu nedenle Hafız İbn Recep şöyle demiştir:

"Duâda, yarattıklarını bırakıp sadece Allah'u Teâla'dan istemek farz-ı ayındır."²³

Durum böyleyken, acaba Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’ın bir sahabesi, vefatından sonra onu yardıma çağırmış mıdır? Hiçbir sahabe bunu yapmamıştır. Çünkü O s.a.s yanlarındayken bile buna izin vermemiştir.

Öyleyse sende dua ederken Rabbine mütevekkil ve müteveccih olarak, O'ndan gayrını (mâsivâullahı) kalbinden atarak sadece O'na yönel! Bil ki Allah'tan başka şerri ve belayı def edecek yoktur.

"Eğer Allah sana bir sıkıntı verirse, onu yine Allah'tan başka giderecek yoktur.”²⁴

Ama ne yazık ki günümüzde birçok kimse duâ ederken şeyhlerine haşa Allah gibi yalvarmaktadır. Şeyhlerine yalvaran bu kimselerin hali ile, nebilerin ve sahabenin bu meseledeki hali bir birine tamamen zıttır. Onlar tevhidi korku, muhabbet, tevekkül ve dua bağlamında "kalpten Allah'tan gayrı ne varsa (masivâullahı) çıkarmak"²⁵ diye tanımlamışlarken, şimdikiler o kalbe başka ortaklar koymuştur.

Öncekiler, sıkıntı anında Allah'tan başkasından medet dileneni denizde boğulanın başka bir boğulanı yardıma çağırması gibi görmüşken, şimdikiler şeyhinden medet dilemeyi her halinde vird edinmiştir. Bu nedenle tasavvufun büyüğü Beyazıt-ı Bestâmi (v.261/875) şöyle demiştir:

"Yaratılanın yaratılandan medet dilemesi, boğulanın boğulandan yardım dilemesi gibidir."²⁶

Tasavvufun seyyidi Abdulkadir el-Geylani (v.561/1166) ise şöyle demiştir:

"Ey musibetlerini insanlara iletip şikâyet eden! Bunu onlara iletmenin sana ne yararı olacak. Onlar sana ne fayda ne de zarar verebi lirler. Eğer onlara güvenip itimat ederek Hak Teâla'ya şirk koşarsan, seni ondan uzaklaştırıp onun gazabına sebep olur ve seni O'ndan engellemiş olurlar."²⁷

Yine şöyle der:

"Yazık sana! Allah sana her şeyden daha yakın olduğu halde, Allah'tan gayrından bir şey talep etmeye utanmıyor musun?!"²⁸

Ölüm hastalığı esnasında oğlu Abdulvehhab'a ise şu vasiyette bulunmuştur:

"Allah'tan başka kimseden korkma ve dileğini sadece O'ndan dile. Bütün ihtiyaçlarını Allah'a havale et ve bunları O'ndan talep et. Allah Azze ve Celle'den başka kimseye güvenip dayanma. Sadece O'na itimat et. Tevhid, tevhid, tevhid!"²⁹

Görüldüğü gibi o, tevhidin aslına taalluk eden korku ve ümit (havf ve recâ), itimat, tevekkül ve duayı birlikte zikredip bu nasi hatini "tevhid, tevhid, tevhid!" diyerek noktalamıştır.

Şeyh Abdulkadir Geylâni, birçok söz ünde Allah'tan başkasından istemeyi ve onlara tamah etmeyi şiddetle yasaklamıştır.³⁰

Unutulmamalıdır ki tasavvuf, Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem'in "Allah'ı görüyormuşçasına O'na ibadet etmendir" diyerek tarif ettiği ihsan mertebesini kula talim eden bir terbiye sistemidir. Kur'an'da tezkiye ve takva, sünnette ihsan ve zühd gibi isimlerle ifade edilen tasavvuf, Allah'u Teâla'ya ulaşma yolunda kalp tasfiyesinin ve nefis terbiyes inin adıdır. Bu nedenle onda Al lah'tan başkasına yönelme yoktur. İmam es-Suyúti bu hakikati bir cümleyle özetleyerek tasavvufu şöyle tarif etmiştir:

"Tasavvuf, kalbi Allah için tecrit etmektir."³¹

Yani Allah için kalbi her şeyden soyutlayıp arındırmaktır. Önceki mutasavvıflar sadece Allah'a güvenip dayanan ve O'na dua eden kimselerdi. Onlar Kur'an'a ve sünnete uyan, bidatlerden kaçınan alimlerdi. Onlar kerametten çok istikame te, şöhretten çok bilinmemeye özen gösteren kandillerdi. Tıpkı Uveys el-Karni, Hasen el-Basri, Süfyan es-Sevri ve Abdulkadir el-Geylani gibi.³²

Evet, âlimlerimiz bu meselede Kur'an ve sünnette varit olan hükümler nedeniyle çok dikkatli davranmış ve dua/tevessül ko nusuyla ilgili küçük meseleler de bile Müslümanları uyarmışlardır.

İmam Ebu Hanife (v.150/767) bu konudaki hassasiyeti nedeniyle yaratılandan medet dilemek bir yana, Allah'a dua ederken onları vesile edinmeyi bile uygun görmemiştir. O, dua ederken Allah'tan başkasının zikredilmeyeceğini belirtmiş ve yaratılanın Yaratan üzerinde bir hakkı bulunmadığı için duada "Nebi'nin hakkı hürmetine" demeyi kerih görmüştür.

Ebu Hanife şöyle demiştir:

"Hiç kimse Allah'a O'ndan başkasını zikrederek dua edemez."³³

Hal böyleyken nerede kaldı onun Allah'tan gayrından medet dilemeyi uygun görmesi?

İmam Malik (v.179/795), "Yâ seyyidi yâ seyyidi (ey efendim ey efendim)" diyerek Allah'a dua edilmesini kerih görmüş "Yâ Rabbi yâ Rabbi!" diyerek sünnette geldiği üzere dua edilmesi gerektiğini belirtmiştir.³⁴

Alimlerimiz görüldüğü üzere Allah'a edilen dualarda bile O'na her isimle nida edilmeyeceğini belirtmişlerdir. Öyleyse nasıl olurda O'ndan başkasının adını anıp onlara yalvarırız?!

İmam Ahmed (v.241/855) Allah'tan başkasına dua edip onlardan medet dilemenin caiz olmadığını belirtmiş ve mezhebinin meşhur kaynaklarında bunun şirk olduğu hususunda icmâ nakledilmiştir.

Hanefi mezhebinin son z amanlardaki en büyük muhakkikle rinden Abdulfettah Ebu Gudde (v.1417/1997) İmam Ahmed'in bu konu hakkındaki görüşünü aktararak kendisinin de onun görüşü üzere olduğunu belirtmiştir.

Şeyh Ebu Gud de kendisine: "Kabirlerde yatan şeyhlerden medet dilemeye cevaz veriyor ve bunu inkâr edenleri tekfir ediyor! " denilerek iftira atıldığında, bunu reddedip şöyle demiştir:

"Bu söz bana karşı söylenmiş batıl bir iddiadır ve ben bunu iddia edenlerden bunu ispat etmelerini istiyorum. Allah'a hamdol sun ki, O'nun lütfu ve tevfiki ile böyle bir söz benden asla sadır olmamıştır. Ben bu meselede şerefli selef âlimlerinin ikrar ettikleri şeyin aynısını ikrar ediyorum. İmam Ahmed b. Hanbel ve diğer imamlar gibi şunu ikrar ediyorum: Herhangi bir yaratılmıştan medet dilemek caiz değildir. Güç yetirilmeyecek şeyi Allah'u Teâla'dan başkasından dilemek câiz değildir. Bunu ise Allah'u Teâla'nin kitabında ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetinde bulunan apaçık ve yaygın olan nasların gereğiyle amel ederek söylüyorum. Allah’u Teâla’ya hamdolsun ki ben itikatta O’nun lütfu keremiyle selefin akidesi üzere bulunuyor ve onu din ediniyorum."³⁵

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

"Kabrimi bayram yerine, evlerinizi de kabirlere çevirmeyin. Bana salát edin. Sizin salât ve selâmınız nerede olursanız olun bana ulaşır."³⁶

Yeryüzündeki en faziletli kabir Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabri şerifi iken ve bizzat kendisi kabrinin bayram yeri ne dönüştürülmemesini emretmişken bundan sonra hangi mü’ min şeyhinin mezarını ziyaretgâh haline getirebilir?

İmam es-Suyúti (v.911/1505) bu hadislerin beyanı sadedinde şöyle demiştir:

"Şüphesiz ki Lat putuna tapılmasının sebebi orada salih bir kişinin kabrine gösterilen tazimden kaynaklanmıştır. Bu kişi vaktiyle hac yapanlara yemek yediren birisiydi. Ne zaman ki vefat etti, onun kabrinin etrafına gelip sürekli orada kalmaya başladılar.

Aynı şekilde Vedd, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr putlarının da vaktiy le Nuh ve Adem peygamberlerin dönemleri arasında yaşamış sâlih kimseler olduğu belirtilmiştir. Bu kimselerin kendilerine uyan tabileri vardı. Vefat ettikleri zaman bu tâbileri "onların suretlerini yapalım" dediler. Sonra bu tâbileri vefat edince İblis bunlardan sonrakilere gelerek, babalarının o suretlere taptıklarını ve bunların vesilesiyle yağmurun yağdığını onlara söyledi. Bunun üzerine bu kavim onlara ibadet etmeye başladı. Bunu İbn Cerir et-Taberi senediyle rivayet etmiştir.

Nebi sallallahu aleyhi vesellem'in yasaklama sebebi olan bu illet, birçok ümmeti büyük şirke veya bunun haricindeki günahlara düşürmüştür. Bundan dolayı sapıtmış birçok topluluğun Allah evleri olan mescitlerde ve seher vakitlerinde Allah'ın huzurun olmadıkları kadar, sâlihlerin kab irlerinde eziklik, huşu onlara ibadet ettiklerini görürsün.

Kabirlerde kıldıkları namazdan ve orada ettikleri duadan umduklarını, Allah'ın evleri olan ve kendilerine sefer (şeddur-rihal) yapılmasına izin verilen mescitlerden ummamaktadırlar.

İşte bu mefsedet Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in kökün kazımak istediği durumdur. Öyle ki o, bu mefsedet sebebiyle putlara tapmaya kadar götüren bu yolu kapamak (sedduz-zeria) için, namaz kılan kişi o yerin bereketini kastetmese bile kabirde namaz kılmayı mutlak surette yasaklamıştır.

İnsanın kabul olmasını umarak namazı buralarda kılması ve önemli işleri ile ihtiyaçları için bunlarla teberrük edip, icabet edilmesini umarak burada dua etmeyi kastetmesi ise, açıkça Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmek ve O'nun dinine ve şeriatina muhalefe etmektir."³⁷

Kabir ehlinin vefat etseler dahi manevi tasarruflarının devam ettiği görüşü Burada bilinmesi gereken diğer bir husus ise duada şeyhlerden medet dileyen kimselerin onlar hakkındaki batıl inançlarıdır. Onlar şeyhlerinin âlemde tasarruf yetkisine sahip olduklarına inanmakta ve Yunan mitolojisindeki batıl tanrılar gibi şeyhlerinin dünyayı evirip çevirdiklerine itikat etmektedirler. Onların her yerde hazır ve nâzır olduklarını ve dualara hemen icabet ettiklerini iddia etmektedirler. Bilinmelidir ki bir kimse ölümünden sonra hiçbir şeye mâlik olmadığı gibi, insanları hidayet etme ve âlemi çekip çevirme gibi bir tasarruf gücüne de sahip değildir. Hanefi mezhebinin büyük imamlarından İbn Kutlûbuğa (v.879/1474), İbn Nuceym (v.970/1563), A lâuddin el-Haskefi (v.1088/1677) ve İbn Abidin (v.1252/1836) ittifakla şöyle demişlerdir:

"Ölü bir kimse hiçbir şeye mâlik değildir. Eğer kişi Allah'ın dışında bir ölünün tasarruf yetkisine sahip olduğunu zannedip buna itikat ederse küfre girer."³⁸

Yine Hanefi mezhebinin meşhur kaynaklarından el-Bezzâziyye'de şeyhlerin hâzır ve nâzır olmasıyla ilgili âlimlerin şu fetvası nakledilmiştir:

"Alimlerimiz dediler ki: Her kim şeyhlerin ruhlarının hâzır olduğunu söylerse, bil ki o kimse küfre girmiştir."³⁹

Hanefi mezhebi âlimlerinden Sunullah el-Halebi (v. 1120/1708) ise evliyalara dua edip onların âlemde tasarruf sahibi olduklarına inanmanın şirk olduğunu belirtmiş ve bu hususta icmâ olduğunu nakletmiştir.⁴⁰

Bu batıl inançta aşırı giden bazıları şeyhlerin kendilerine edilen duaya Allah'tan daha süratli icabet ettiğini dile getirmiştir. Büyük müfessir el-Alusi (v.1270/1854) kendi vaktinde bu ve benzeri sapkınlıkları görünce şöyle demiştir:

"Birçok insan gördük ki bunlar Allah'u Teala'nın müşrikleri vasfettiği sıfatlar da olduğu gibi ölmüş kimseler anılınca neşeleniyor ve onlardan medet dileniyorlar. Onlar hakkında kendi hevâ ve inançlarına uyan uydurma hikâyeleri dinlemek istiyor ve bunları anlatan kimselere saygı gösteriyorlar. Yalnızca Allah'u Teala anıldığında ve tasarruf yetkisinin sadece O'na ait olduğu söylendiğinde de neşeleri kaçıyor ve canları sıkılıyor. Kendilerine bunu hatırlatan kimselerden ise nefret ediyor ve onlara çirkin ithamlarda bulunuyorlar. Nitekim ben, bir gün sıkıntılı bir haldeyken ölülerden yardım isteyerek: "Ey filan, bana yardım et!" diyen bir adama şöyle dedim: "Ey Allah'ım yardım et! de. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur."

"Kullarım sana Beni sorarlarsa bilsinler ki Ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim."⁴¹

Bunun üzerine adam öfkelendi. Sonra benim hakkımda: "O evliyayı inkâr ediyor" dediğini duydum. Yine bazılarının şöyle dediklerini işittim: "Veli duaya Allah'tan daha çabuk karşılık verir." Bu söz başlı başına bir küfürdür. Allah'u Teala bizi hak yoldan sapmaktan ve azgınlıktan korusun."⁴²

el-Alûsî ailesi-Mahmud, Numân ve Şükri - eserlerinde Al lah'tan gayrına duâ etmenin putperestlik gibi olduğunu belirterek bundan hep sakındırmışlardır."⁴³

Allah'u Teála kendisinden başkasına dua edenler hakkında şöyle buyurmuştur:

"Hak dua ancak O'nadır. O'nun dışında dua ettikleri varlıklar ise onlara hiç bir şeyle icabet edecek değildirler. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimseye benzer ki, o da ona ulaşmaz. Kâfirlerin duası sapıklıktan başka bir şey değildir."⁴⁴

İşte bu ayetler açıkça Allah'tan başkasından medet dilenen kimsenin dalaletini ortaya koymaktadır.

O Rasûlü Ekrem ki bütün evl iya ve asfiyanın Peygamberi, bütün enbiya ve Rasullerin seyyidi olduğu halde her zaman aczini ve kulluğunu ifade etmiş ve en yakını olmasına rağmen kızı Fâtıma radıyallahu anha'ya şöyle demiştir:

"Ey Fâtima! Nefsini cehennemden kurtar. Şüphesiz ki ben bile sizin adınıza Allah katında bir şeye mâlik değilim."⁴⁵

Tabiinin imamı Said b. Müseyyeb söyle demiştir:

"Allah Davud'a şöyle v ahyetti: Ey Davud, izzet ve azametime yemin ederim ki kullarımdan biri Bana başkalarını bırakıp sığındığı zaman-ki Ben bunu kulumun niyetinden bilirim- bütün göktekiler ve yerdekiler kendisine tuzaklar kursa bile, o kuluma mutlaka bir çıkış yolu ihsan ederim. Eğer bir kulum Beni bırakıp kendisi gibi bir yaratılmışa sığınacak olursa-ki bunu onun niyetinden bilirim- yerlerin ve göklerin sebeplerini ondan keserim. Sonra hangi vadide helak olursa olsun bunu önemsemem!"⁴⁶

Nice şaşkın kimse duasında Allah Azze ve Celle'yi bırakıp şeyhine sığınıyor ve onu sığınağı biliyor.

İmam İbn Huzeyme'ye (v.311 /923) duâda Allah'ın kutsal var lıklarına sığınmaya cevaz veren bir âlimin olup olmadığı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

"Böyle bir şeyi Allah'ın dinini bilen hiçbir Müslüman söylemeyeceği gibi, buna cevaz da vermez. Bir Müslümanın Allah'ın yarattığı bir mahlûka sığınması olacak şey değildir."⁴⁷

İmam Ahmed b. Hanbel Kelamullah bahsinde Cehmiyye'ye reddiye verirken asla bir mahlûka sığınmanın caiz olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte Allah' ın kelamına sığınmanın caiz olduğunu, çünkü bunun mahlûk olmadığını söylemiştir.⁴⁸

Hakikat o ki bu tip bid’atler Üstad Said Havva'nın (v.1409/1989) belirttiği gibi Şiilere aittir ve onlardan sufilere sızmıştır. Merhum şöyle demiştir:

"Genel kanaatime göre şeyhlere ve evliyalara nida etmek bazı Şii çevrelerden sufilere sızmıştır. Bunun delillerinden biri de sufile rin kullandığı "medet" kelimesinin aslında Şiilere ait olmasıdır. Ne acayiptir ki sufilerden bazısı bir Şii'yi "medet ya Ali!" dediği için tekfir eder de, kendisi bunu gönül rahatlığı içinde söyler. Bunu da onun düşünceleriyle kendi düşüncelerinin farklı olduğunu iddia ederek yapar. Doğrudur, onların tasavvurları farklı olsa da, bu iki halde de tevhidin yüceliği ihlal edilmektedir."⁴⁹

İmam İbnu'l Kayyım bu bid’at hakkında şöyle demiştir:

"İslam şeriatına en uzak olan bidat, birçok insanın yaptığı gibi ölüden muradının husûlü için imdat dileyip yardım istemektir. İşte bunlar puta tapan kimselerin durumunda olanlardır."⁵⁰

Hafiz İbnu'l Cevzi (v.597/1201) Hanbeli mezhebi âlimlerin den Ebu'l Vefa İbn Akil'in (v.513/1119)⁵¹ bu mesele hakkında şöyle dediğini nakletmiştir:

“Şeri yükümlülükler cahillere ve ayak takımına ağır gelince, şeriatın koyduğu esasları bırakıp kendileri için ortaya koydukları âdet ve kurallara tazim etmişlerdir. Böylelikle bu durum onlara kolay gelmiştir. Zira bununla kendileri dışında hiç kimsenin emri altına girmemiş oldular. Ben im nezdimde bu kimseler kabirlere gösterdikleri tâzim, ölülere "ey efendim benim için şunu, şunu yap" gibi hitaplarla tahta ve bezlere yazı yazmaları, onlar için se fer düzenlemeleri, Lat ve Menat'a tapan kimselerin yoluna uyarak a ğaçlara çaput bağlamaları gibi halleri nedeniyle kâfirdirler."⁵²

İmam el-Karâfi (v.684/1285) Allah'tan başkasına yapılan dua nın şirk olduğunu söyleyip, bu duruma cahil sûfilerin düştüğünü belirtmiştir.⁵³

İbn Teymiyye (v.728/1328) ise bu konu hakkında şöyle demiştir:

"Müslümanların âlimlerinden hiçbiri, Allah'tan medet dilenilen herhangi bir şeyde yaratılmışların herhangi birinden; ister bu peygamber, ister bir melek ve isterse bir veli olsun bunun onlardan istenebileceğini asla söylememiştir. Hatta bunun caiz olmadığı İslam dininden bilinmesi zorunlu ol an şeylerdendir. Yine bunlardan hiç biri Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül etmenin, ondan medet dilemek demek olduğunu da söylememiştir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'den medet dilenen kimse hacetini ondan talep etmektedir. Onunla Allah'a tevessül eden kimse ise talebini Allah'tan istemektedir."⁵⁴

Hanefi mezhebi nezdinde "muhaddislerin sultanı" lakabıyla maruf Muhammed Tahir el-Fettenî (v.986/1578) İbn Teymiyye gibi bu konuda âlimlerin ittifakını nakletmiş ve şöyle demiştir:

"İnsanlardan kimisi peygamberlerin ve salihlerin kabirleri yanında namaz kılmak, orada dua edip onlardan ihtiyaçlarını istemek için oraya ziyarete gitmektedir. Böyle bir şey Müslüman alimlerinin hiçbirinin yanında caiz değildir. Zira ibadet etmek, ihtiyaçları talep etmek ve yardım dilemek şüphesiz sadece Allah'a yapılması gereken şeylerdir ve bunlar O'nun hakkıdır."⁵⁵

Yine başka bir yerde duanın ibadetin özü ve esası olduğun beyan etmiş ve bu sebeple onun sadece tek olarak Allah'a yapılmması gerektiğini belirtmiştir.⁵⁶ Muhammed Tahir el-Fettenî rahimehullah Allah yolunda şehid edilmiş büyük bir muhaddis idi. el-Kevseri birçok eserinde onu "muhaddislerin sultanı" diyerek anmış ve onun şehid düştüğünü belirtmiştir.⁵⁷

Daha önce naklettiğimiz gibi Hanefi mezhebi âlimlerinden Sunullah el-Halebi (v.1120/1708) evliyalara dua edip onların âlemde tasarruf sahibi olduklarına inanmanın şirk olduğunu belirtmiş ve bu hususta icmâ olduğunu nakletmiştir.⁵⁸ İmam er-Rabbâni (v.1054/1644) ise bu konuda şöyle demiştir.

"İslâm ehlinden olan cahill er arasında yaygın olduğu üzere putlardan ve tağutlardan sıkıntıların ve has talıkların giderilmesini talep edip imdat dilemek şirkin ve dalâletin ta kendisidir. Yine şeyhlere adak adamak ve kabirleri yanında onlar için hayvan boğ azlamak da fakihlerce şirk kapsamında görülmüştür. İşte bunun gibi kadınların kabirdeki şeyhle r için oruç tutup sonra bunun vasıtasıyla onlardan ihtiyaçlarını talep etmeleri de şirk olup, Allah’u Teâla'dan başkasına yapılmış ibadet kapsamındadır. Bu kadınlardan bazılarının "biz bu orucu Allah için tutup sevabını şeyhlerin ruhlarına hediye ediyoruz" demeleri ise, onların bir hilesinden başka bir şey değildir."⁵⁹

Şah Veliyullah ed-Dihlevi kendi vaktinde uzak şehirlerdeki türbelere seyahat ederek orada yatan şeyhlerden ihtiyaçlarını talep eden insanlar hakkında şöyle demiştir:

"Ecmir şehrine⁶⁰ veya Sâlâr Mesud'un kabrine⁶¹ ya da bunlara benzeyen herhangi bir yere kim bir hacetini istemek için gi derse, şüphesiz ki o zina etmek ve adam öldürmek günahlarından daha büyüğünü işlemiş olur. Onun misali putlara ibadet edenlerin misalinden başkası değildir. Ya da o, Lat ve Uzza'ya dua edenler gibidir."⁶²

Abdulhayy el-Leknevi'ye (v.1304/1887) içinde Şeyh Abdulkadir el-Geylâni'den yardım istenen bir vird in çekilip çekilemeye ceği sorulduğunda şu cevabı vermiştir:

"Böyle bir virdi çekmekten kaçınmak gerekir. Çünkü bu virdin içinde "Allah için bir şey ver" lafzı geçmektedir ki, bazı fakihler bunu söyleyenin küfre gireceğini belirtmiştir. İkinci olarak bu vird uzak yerlerden ölülere nida etmeyi ihtiva etmektedir ki, şer ’an evliyalara uzaktan seslenildiği zaman onların bunu işiteceklerine dair bir delil sabit olmamıştır. Bu hususta sabit olan sadece onların kabirlerini ziyarete gelen kimselerin selamını işitmeleridir. Her kim, Allah'u Teâla'dan gayrı bir kimsenin her an hazır ve nâzır olduğuna, gizlilikleri ve açıkta olanları bildiğine itikat ederse Allah'a şirk koşmuş olur."⁶³

Bununla birlikte el-Leknevi bazı eserlerinde bu bapta yanlış anlaşılan bazı ifadeler zikretmiştir. Abdulkadir el-Geylâni hakkında bir eserinde "sakaleynin (cinlerin ve insanların) gavs ı" ifadesini kullandığı için Abdul fettah Ebu Gudde tarafından tenkit edilmiştir. Şeyh Ebu Gudde bu ibareye düştüğü talikte şöyle demiştir:

"Keşke müellif rahimehullah burada merhum Şeyh Abdulkadir el-Geylâni hakkında bu lakabı kullanmasaydı. Şüphesiz ki ben onun ne kendisi ve ne de başkası için bu şekilde anılmaktan razı olacağını zannetmiyorum. Her n e kadar bu yüce şeyhin makamı malum olsa da, lakaplarda kullanılan ifadeleri selefin siretinde bulunmamaktadır."⁶⁴

Ebu Gudde yine bir risalesinde bu ifadelerini hatırlattıktan sonra şöyle demiştir:

"Ben bu kitaba düştüğüm bu notu, yedi sene önce yazmıştım. Ben salâhı, ilmi ve fazileti ne dereceye varırsa varsın bir mahluk hakkında "sakaleynin gavsi" lakabını kullanmayı çirkin aşırı övgü görüyorken, nasıl olurda-bazılarının hakkımda iddia ettiği gibi - ölülerden ve Allah'ın dışındaki varlıklardan medet dilemeye cevaz verebilirim?! Nasıl olur da buna cevaz verm eyeni tekfir edebilirim?! Söylediği şeylerden dolayı Allah'ın kendisini hesaba çekeceğini bilen kimse O'ndan korkmaz mı?"⁶⁵

Abdulkadir el-Geylâni hakkında uydurulan bu virt hakkın da "Avnu'l-Ma'bud" sahibi muhaddis Şemsulhak el-Azimâbâdi (v.1329/1911), bunun en büyük ve e n çirkin bidatlerden olduğunu belirtmiştir. Sonra Allah'tan başkasına dua etmenin ve şeyhlerin ruhlarının hazır olduğuna inanmanın büyük bir şirk olduğunu belirterek, Hanefi âlimlerden bu konu hakkında kaviller nakletmiştir.⁶⁶

"Tuhfetu'l-Ahvazi" sahibi muhaddis Abdurrahman el-Mu bârekfuri (v.1353/1934) ise Hanefi mezhebine uyarak Allah'tan gayrından medet dilemek bir yana, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessül ederek bile Allah'a dua etmenin caiz olmadığını belirtmiştir. Sonra bu meseleyi ele aldığı yerde sözünü şu cümleyle sonlandırmıştır:

"Bu meseleyi İmam İbn Teymiyye güzel bir şekilde ele alıp et-Tevessül ve'l-Vesîle isimli risalesinde tahkik etmiştir. Sen bu konuda ona müracaat edebilirsin.”⁶⁷

Yine Abdurrahman b. Kâsım el-Hanbelî (v.1392/1972) ise şu dikkat çeken açıklamayı yapmıştır:

"Allah'tan başkasına dua etmeyi yasaklayan, bunu yapan kişiyi küfür işlemekle ve ebedi cehennemle tehdit eden naslar kadar, hiçbir küfür ve riddet çeşidi hakkında nas varit olmamıştır. Bu sebeple birçok âlim bu konuda icmâ olduğunu nakletmiş ve bunun dinden zaruri olarak bilinmesi gereken mesele lerden olduğunu söylemişlerdir."⁶⁸

Son dönem müfessirlerinden ve Mâliki mezhebi âlimlerinden Muhammed Emin eş-Şenkîti (v.1393/1974) Hucurat suresinin 2. ayetini tefsir ederken bu meseleyle ilgili bir bap açarak Allah'tan başkasına edilen duanın şirk olduğunu beyan etmiştir. Böyle bir sey yapan kimsenin Allah'a rubûbiyetinde de ortak koştuğunu ayetlerle ortaya koymuştur."⁶⁹

Yine bu konuda Mâliki alimlerden Takiyuddin el-Hilâli (v.1407/1987) şöyle demiştir:

"Böylelikle medet dileme nin dua etmek demek olduğu anlaşılmış oldu. Dua ise ibadetin özüdür. Bu nedenle her kim Allah ’tan başkasından duâ ederken medet dilerse. Allah'a şirk koşmuş ve O'ndan başkasına ibadet etmiş olur."⁷⁰

Üstad Hasan el-Benna (v.1368/1949) ise bu meselede şöyle demiştir.

"Evliyalar Allah'u Teâla'nın: "Onlar ki iman etmiş ve takvay a ermiş kimselerdir"⁷¹ ayetinde zikrettiği kimselerdir. Şer’i şartlar dahilinde onlar için keramet de sabittir. Ancak bu, başkaları bir tarafa kendilerine bile dünya hayatında veya ölümlerinden sonra fayda ve zarar vermeye malik olmadıklarına inanmakla birlikte böyledir.Hadislerde geldiği üzere bütün kabirleri ziyaret etmek me şrû bir sünnettir. Lakin kabirde yatan her kim olursa olsun onlarda yardım istemek, onlara nida etmek, yakın olsun uzak olsun ihtiyaçlarını görmeleri için onlardan talepte bulunmak, onlara adak adamak, kabirlerine türbe yapmak ve üzerlerine örtü sermek, bunları aydınlatmak ve üzerlerini mesh etmek. Allah ’tan başkası üzerine yemin etmek ve buna dahil olan diğer meseleler büyük günahlardan olan bidatlerdendir. Bunlarla mücadele etmek vacibtir ve biz, bu amelleri sedduzzeria babından tevil etmeksizin terkederiz."⁷²


¹ Fethu'l-Bari 11/95, Ibn Hacer.

² Mu’minun/60

³ A'raf/29

⁴ Furkan/77

⁵ İbn Kâsım el-Hanbelî, Kur'an'da sadece Allah'u Teâla'ya dua edilmesi hakkında farklı siygalar ile üç yüze yakın ayet bulunduğunu belirtmiştir. (Bkz. es-Seyfu'l-Meslûl alâ Abidi'r-Rasûl 24 ve 131).

⁶ Cin/18

⁷ Cin/20

⁸ Yunus/106

⁹ el-Kavâidu'l-Hisân 116.

¹⁰ Fatiha/5

¹¹ Cin/18

¹² En'âm suresi 41. 13 Hüccetullahi'l-Bâliğa 1/133, çevirisi için bkz. 1/233

¹³ Fatiha/5

¹⁴ Bakara suresi 186. Tefsir-i İbn Ebî Hâtim 1694 ve Tefsir-i İbn Kesir 1/506.

¹⁵ Benzer açıklamalar için bkz. el-İtkân 2/285, es-Suyuti ve Rûhu'l-Meânî 2/63, el-Alûsî

¹⁶ el-Buhâri 4497.

¹⁷ el-Buhari 6861 ve Müslim 86.

¹⁸ Ahkaf/5

¹⁹ Bkz. Hâşiyetu't-Tahtavi ala'd-Durril-Muhtår 2/381, et-Tahtavi. Reddu'l-Muhtar 3/180, Ibn Abidin. Bu konuda daha geniş bilgi için Numan el-Alusi'nin şu eserine bakılabilir: el-Ayâtu'l-Beyyinåt fi Ademi Semâi'l-Emvåt ala Mezhebi'l-Hanefiyyeti's-Sådåt. Bu kitap "Hanefi Alimlere Göre Ölüler İşitir mi?" adıyla tercüme edilmiştir.

²⁰ Nahl suresi 20-21.

²¹ Bkz. Tedribu'r-Rávi 351, es-Suyuti.

²² et-Tirmizi 2516. Sahih hadis.

²³ Câmiu'l-Ulûm ve'l-Hikem 1/481, (19. Hadis).

²⁴ En’am/17

²⁵ Bkz. el-Fethu'r-Rabbani 115, (25. Sohbet), Abdulkadir el-Geylani ve İtmâmu'd-Dirâye 163, es-Suyûti.

²⁶ Gayetu'l-Emâni 2/348, Mahmud Şükrü el-Alûsi.

²⁷ el-Fethu'r-Rabbani 117, (26. Sohbet).

²⁸ el-Fethu'r-Rabbani 159, (38. Sohbet).

²⁹ el-Fethu'r-Rabbani 373, (Şeyhin vefatı).

³⁰ Bununla birlikte onun bu sözler inin zıddına birçok yalan ve uydurma hikâye kendisine nispet edilmiştir. Onun el-Ġunye, el-Fethu'r-Rabbani ve Futuhu'l-Gayb gibi eserleri dışında kendisine nisbet edilen birçok kitap uydurmadır.

³¹ Îtmâmu'd-Diraye 163.

³² Bu nedenle tasavvufu İbn Teymiyye gibi âlimler de inkâr etmemiştir. Ancak sonradan gelenlerin şatahât ve hurafeleri zuhur edince, bunları beyan ederek inhirafları ön lemeye çalışmışlardır. Bkz. Mecmuu'l-Fetevå 11/5-17, 12/36 ve es-Safadiyye 267; İbn Teymiyye ve Ruh Terbiyemiz 14, Said Havva.

³³ "Bkz. el-Hidaye 4/96, el-Merginâni. Şerhu'l Fikhi'l-Ekber (132), Aliyu'l-Kâri. Bedâiu's-Sanâi (5/126), el- Kâsâni. el-Bahru'r-Râik (8/235) İbn Nuceym. ed-Durru'l-Muhtâr 6/396, el-Haskefî. Bununla birlikte İmam Ahmed tevessülü kabul etmiş ve Allah'u Teâla'ya şu şekilde dua ettiğini belirtmiştir: "Duamda Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'i vesile ediniyorum." (el-İnsaf 2/456, el-Mâverdi). Ancak duada tevessül başka bir şey, istiğase/medet dileme başka bir şeydir. Tevessül de kul muradını sadece Allah'tan talep ederken, isti ğasede muradını başkasından talep etmektedir. Tevessülde sevdiği şeylerle sadece Allah'a dua edilip O'ndan talepte bulunulurken, medet dilemede Allah'tan başkasından yardım istenmektedir. Bu nedenle içeri sinde İbnu'l Cevzi, İbn Kudame, el-Kurtubi, en-Nevevî, el-Ayni ve el-Alûsi gibi alimlerin bulunduğu cumhuru ulema, varit olan deliller nedeniyle İmam Ahmed gibi Rasûlullah aleyhisselam ile tevessülde bulunmanın caiz olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu âlimler yaratılmıştan medet dilemenin caiz olmadığını, hatta bunun şirk olduğunu söylemişlerdir. (Bkz. el-Mevsuatu'l-Fıkhiyye 15/156).

³⁴ Câmiu'l-Ulúm ve'l-Hikem 1/274.

³⁵ Kelimatun fi Keşfi Ebâtil ve İftiraât 35 -37. Mektebu'l-Matbûâti'l-İs lâmiyye, 2. Baskı. Ay nı yerde İbn Teymiyye ve İbnu'l Kayyim'den bahsederek onlara tazim ettiğinden ve onların yolunu izlediğinden bahsetmiştir. Hocası el-Kevseri'nin bu âlimler hakkındaki görüşünü ise kabul etmediğini ve onlara haksızlık ettiğini belirtmiştir. Bu meselelerini zahı ve el-Kevseri'nin selef âlimleri hakkında ileri sürdüğü iddiaların cevabı için "Allah'u Teâla'nın Sıatları Hakkında İleri Sürülen İddialar" isimli makalemize bakılabilir.

³⁶ Ebu Davud 2042, İbn Ebi Şeybe 7624 ve el-Musannaf 6726, Abdurrezzak. Bkz. el-Emru bi'l-Ittiba 125- 128, es-Suyuti. Bu hadisi nakleden es-Suyúti aynı yerde Hz. Ali'nin torunu Ali için: "O tabiin dönemindeki Ehlibeytin en faziletlisi idi" demiştir.

³⁷ el-Emru bi'l-İttiba 138-139. Dâru İbni'l-Kayyim 1. Baskı.

³⁸ Şerhu Dureri'l-Bihår 788, el-Bahru'r-Ráik 2/321, Reddu'l-Muhtar 2/439.

³⁹ Bkz. el-Bahru'r-Raik 13/487 ve Mecmau'l-Enhur 2/505.

⁴⁰ Bkz. Seyfullahi ala Men Kezebe ala Evliyâillah 22-23. Dáru'l-Kitab ve's-Sünne, 1. Baskı.

⁴¹ Bakara/186

⁴² Rühu'l-Meáni 11/24. Bu olayı oğlu Numan el-Alûsi ve toru nu Şükri el-Alûsi de nakleder, bkz. Celäu'l - Aynen 559 ve Gâye tu'l-Emani 2/381.

⁴³ Rühu'l-Meáni 6/127-128, 17/212-213; Celâu'l-Aynen 520-564. 566; Gâyetu'l-Emâni 1/385-388, 2/328.

⁴⁴ Ra’d/14

⁴⁵ Müslim 204-206

⁴⁶ Hilyetu'l-Evliya 4754, Ebu Nuaym ve İğâsetu'l-Lehfàn 1/34

⁴⁷ Kitabu't-Tevhid 138.

⁴⁸ el-Furů 2/127, İbn Muflih. el-İnsâf 2/456, el-Mardavi. Keşşâ fu'l-Kına el-Buhûti. Aynı şekilde Allah'tan başkası adına yemin etmek caiz değilken, Allah'ın kelam ının mahlûk olmaması nedeniyle Kur'an üzerine yemin edilmesine de alimler cevaz vermişlerdir.

⁴⁹ Terbiyetunâ er-Rühiyye 258. (Nefis Terbiyesi, Sufilerde istiğåse babı).

⁵⁰ İğâsetu'l-Lehfân 1/217. Bu kitabı İmam el-Birgivi “Ziyâratu’l-Ku bûr" ismiyle ihtisar etmiş ve bu sözü orada nakletmiştir (s.78). Ancak bazı araştırmacılar bu muhtasarın ona ait olup-olmaması hususun da şüpheye düşmüş ve hayatı hakkında yazılan eserlerde bu kitabın zikredilmediğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte eserin Osmanlı döneminde merhumun diğer risaleleriyle birlikte tabedildiği ve ayrı olarak da neşredildiği araştırmacıların kaydettiği bir husustur. (Bkz. Birgili Bibliyografyası 41, Hüseyin N. Atsız ve Birgivi Mehmed Efendi 96, Dr. Huriye Martı). Bu risalenin ona ait olduğunu Mahmud Şükri el-Alûsi de belirtmiştir. (Gayetu'l-Emâni 2/80). Dr. Bekir Ebu Zeyd ise risalenin 1911 yılında Mısır'da er-Reddu'l-Vâfir isimli kitapla ta bedildiğini, sonra tek olarak da neşredildiğini belirtmiştir. (İbn Kayyim el-Cevziyye Hayâtuhu Âsâruhu Mevâriduhu 219). Allah'u a'lem.

⁵¹ M. Zahit el-Kevseri bir meselede onun sözünü şahit olarak zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Ebu'l Vefa İbn Akil, Hanbeli mezhebinin büyük álimlerindendir. Kendisinin Kitabu'l-Funûn isimli bir eseri vardır ki, bunun sekiz yüz cilt olduğu söylenmiştir. ez-Zehebi dünyada bu kitaptan daha hacimli bir kitabın olmadığını belirtmiş tir." (el-Makâlat 337; Mektebetu'l-Tevfikiyye, Mısır).

⁵² Telbisu İblis 425

⁵³ el Furuk 4/446-449. Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye, 1998.

⁵⁴ Mecmuu'l-Fetevå 1/103

⁵⁵ Mecmau Bihári'l-Envår 2/444. Meclisu Dâirati'l-Maarif 1967, Hindistan

⁵⁶ Mecmau Bihâri'l-Envâr 4/549.

⁵⁷ Bkz. Fikhu Ehli Irâk 75 ve Mukaddimetu Nasbu'r-Râye 47. İki eser de el-Kevseri'ye aittir.

⁵⁸ Bkz. Seyfullah ala Men Kezebe ala Evliyâillah 22-23. Dåru'l-Kitab ve's-Sünne, 1. Baskı.

⁵⁹ el-Mektubât 3. Cilt, 41. Mektup. Muhammed Murad tarafından Farsçadan Arapçaya tercüme edilen ed - Dureru'l-Meknuat tercüme sinde ise bu 3/86'da geçmektedir.

⁶⁰ Hindistan'da bir şehir olup burada meşhur bir şeyhin türbesi bulunmaktadır.

⁶¹ Bu şeyhin türbesi de Hindistan'dadır.

⁶² et-Tefhîmâtu'l-İlâhiyye 2/45 ve Tetimmetu'l-Belâği'l-Mubîn 124. İki eser de ona aittir.

⁶³ Mecmuu Fetâvâ Abdulhayy el-Leknevî 1/264

⁶⁴ er-Rafu ve't-Tekmil 377-378

⁶⁵ Kelimâtun fi Keşfi Ebâtil ve iftiraât 36-37

⁶⁶ Bkz. et-Ta'liku'l-Muğnî ala Suneni'd-Dårakutni 520

⁶⁷ Tuhfetu'l-Ahvazi 10/27

⁶⁸ es-Seyfu'l-Meslúl alâ Abidi'r-Rasûl 24 ve 131.

⁶⁹ Edváu'l-Beyân 7/404.

⁷⁰ el-Hediyyetu'l-Hadiye 61

⁷¹ Yunus suresi 63

⁷² Terbiyetuna er-Rühiyye 257-259, Sufilerde İstiğase bölümü

Tevessüm siteleri

Hepsi aynı çatı altında; istediğinize tek tıkla geçin.